Anasayfa   İletişim  
Reklam  
   
 
 
   
Google
   
   
    
 
 

 
 
 
 

• ATATÜRK BALKANLAR’DA (KRONOLOJİ)
• KOCACIK KÖYÜ, DEBRE, MAKEDONYA
• SELANİK, YUNANİSTAN
• MANASTIR, MAKEDONYA
• HAREKET ORDUSU
• BOSNA
• SOFYA, BULGARİSTAN
• GELİBOLU
• EDİRNE
• KIRKLARELİ
• TEKİRDAĞ
• TRAKYA MANEVRALARI
• BALKAN SAVAŞI
• YUGOSLAVYA
• ROMANYA
• KIBRIS
• BALKAN FESTİVALİ
• BALKAN ZİRVESİ
• BALKAN BİRLİĞİ
• Tuna


MANASTIR, MAKEDONYA
MANASTIR

Parlak bir şekilde Selanik Askeri Rüştiye'sini bitirerek Kurmay Hasan Bey'in tavsiyesiyle 1896 yılında Manastır Askeri Lisesi'ne girdim.

Selanik Askeri Ortaokulu'nu bitirdiğim zaman matematik merakım iyice ilerlemişti. Manastır Askeri Lisesi'nde ise matematik pek kolay geldi. Bununla meşgul olmaya devam ettim. Fakat Fransızca dersinde geri idim. Öğretmen benimle çok meşgul oluyor, acı uyarılarda bulunuyordu. Bu uyarılar gücüme gitti. ilk sınav zamanında çare aradım. iki üç ay gizlice Firerler Okulu'nun özel sınıfına devam ettim. Böylece okul derslerine oranla fazla derecede Fransızca öğrendim. O zamana kadar edebiyatla fazla temasım yoktu.

Ömer Naci, Bursa Lisesi'nden kovulmuş, bizim sınıfa gelmişti. Daha o zaman şairdi. Benden okuyacak kitap istedi, bütün kitaplarımı gösterdim, hiçbirini beğenmedi. Şiir ve edebiyat diye bir şey olduğunu o zaman öğrendim. Ona göre çalışmaya başladım. Şiir bana çekici geldi. Ömer Naci de güzel konuşuyor, güzel yazıyordu.

Eğer hitabet hocamız Alay Emini, Mehmet Asım Efendi imdadıma yetişmeseydi ben de şair olup çıkacaktım, çünkü hevesim vardı. Asım Efendi bir gün beni çağırdı. "Bak oğlum Mustafa Kemal, şiiri falan bırak, bu senin iyi bir asker olmana engel olur. Öteki hocalar ile de konuştum, onlar da benim gibi düşünüyorlar. Sen Ömer Naci'ye bakma, o hayal peşinde bir çocuk, ileride belki iyi bir şair ve hatip olabilir fakat askerlik mesleğinde katiyyen yükselemez", dedi.

Bu sözler beni etkiledi. Hocanın ne kadar haklı olduğunu olaylar isbat etti, çok arzu ettiği halde Naci kurmay subay olamadı. Meşrutiyette ittihatçıların en seçkin ve heyecanlı hatiplerinden biri olan yakın arkadaşım Ömer Naci maceralı bir hayattan sonra genç yaşta öldü.

Tarih dersine, özellikle Türk tarihine büyük bir merakım vardı. Tarih hocam Tevfik Bey bana yeni ufuklar açmıştı. Bu nedenle ona minnet borcum vardır. Lisenin ikinci sınıfında henüz dersler yeni başlamıştı ki Yunan tecavüzlerinin devamlılığı karşısında Atina'ya harb ilan edilmişti. Bütün Manastır askerle dolup taşmıştı.

Gençlik hayatımın en heyecanlı günlerini yaşadım. Yaşımın küçük olmasına rağmen bu savaşa katılmayı çok istemiştim. Az daha gönüllü kıtaların arasına katılıp ben de gidecektim. Bu savaşta Yunan ordusu perişan edilip ezilmiştir. Ama Avrupa devletlerinin baskısı alnında padişah Türk ordusunun aldığı zafere rağmen öne sürülen mütareke koşullarını kabul ederek imzalamıştı.

Manastır sokaklarında yine şenlikler yapılıyor, yine "padişahım çok yaşa" avazeleri yükseliyordu. Ben ilk defa bu dileğe katılmadım. Üzüntümüzü inatçı bir şekilde derslerimize çalışmakla hafifletiyorduk. Sınıfın birinci ve ikincisi olabilmek için hepimizde hızlı bir çaba vardı. Nihayet, 1899 yılında İdadi'yi bitirdim, Harbiye'ye geçtim.

asd:c.V-s.113-114/13.3.I926/Falih Rıfkı (Atay) ve Mahmut Bey'e, mülakat. Bk.Atatürk- Nutuk:Olaylar Ansiklopedisi m.182

***********************************************
Şair Mehmet Emin Yurdakul’un ilk kez Manastır Askeri İdadisinde öğrenciyken okuduğum “Ben bir Türküm, dinim, cinsim uludur” dizeleriyle başlayan manzumesinde bana ulusal benliğimin gururunu tattırarak ilk anlatımı bulmuştum”

asd.VI.s.218-220 /14.09.1931/Faik Reşit
*******************************************

Evde de Zübeyde Hanım'la olan ilişkileri çoğu zaman fırtınalıydı. Kadınlarla dolu bir evde tek erkek olarak, onların davranışlarını küçümsüyor ve kendisini aralarında yaşamaya zorlayan babasızlığına kızıyordu. Arkadan Zübeyde Hanım yeniden evlendi. İkinci kocası, Ragıp Efendi adında, oldukça varlıklı, dul bir adamdı. İki oğlu, iki de kızı vardı. Mustafa, anasının hayatına giren bu ikinci adamı, bir âşık gibi kıskandı. Annesinin, para sıkıntısı yüzünden evlenmek zorunda kalışı ağrına gitmişti. Ama Ragıp Efendi'nin, annesi için iyi bir koca olduğunu görünce, onunla iyi geçinmeye başladı. Subay olan ve ona iyi öğütler veren bir üvey ağabesiyle de dostluk kurdu. Genç adam, çocuğa, haysiyet ve şerefin önemini anlattı. Mustafa kimseden dayak yememeliydi, hiçbir hakaretin altında kalmamalıydı. Şerefine karşı girişilecek herhangi bir davranışa karşı koymalıydı. Ona, kendini savunması için bir de bıçak verdi, ama bunu hiçbir zaman düşüncesizce kullanmamasını da söyledi. Bundan sonra, Mustafa, evden uzun süre ayrı kalacaktı. Çünkü on dört yaşındayken Rüştiye'yi bitirmiş ve yatılı olarak, Manastır Askerî İdadisine yazılmıştı.

Sıradağlar arasında genişleyen ovanın yüksek bir yerinde kurulmuş olan Manastır, yakındaki Arnavutluk ve Yunanistan sınırlarıyla daha uzaktaki Sırbistan ve Bulgaristan sınırlarına hâkim bir durumdaydı. Bu yüzden büyük bir stratejik önemi vardı. Makedonya'nın başlıca askeri merkeziydi ve bir taşra şehri olmasına karşın, Selânik'in kozmopolit havasını ve zarifliğini taklide özenirdi. Oldukça gösterişli ve süslü bir yapı olan Askeri İdadi, Manastır'ın biraz dışına düşüyordu ve karşısında zarif görünüşlü bir dağ yükseliyordu ki, bu dağa Rumlar, kışın kar tabakasıyla örtülen zirvesinin yumuşaklığından ötürü Pelister', yani güvercin derlerdi.

Burada Mustafa Kemal, ilk olarak kendini bir çatışma ortasında buldu. Makedonya'daki Türk otoritesi, Yunan ve Slav çeteleri karşısında gittikçe zayıflayıp dağılmaktaydı. Bu hava, subay adayı öğrenciler arasında aşırı yön tutmaların ve ateşli rakipliklerin doğmasına yol açıyordu. Okul içinde de karşıt görüşler çarpışıyor, çeşitli entrikalar dönüyor, çok kere kan dökülmesine kadar varan iç çete savaşları oluyordu. En güçlü çete, Selânikli öğrencilerin kurduğuydu. Mustafa Kemal bu çetenin önderlerinden biri olmakla beraber, akıllı davranarak geride kalıyor, kavgalara hiç karışmıyordu. Bu dönemdeki bir anısını, yıllar sonra bile unutmamıştır: Bir gece yatakhanede gözlerini açmış ve bir çocuğun, elinde bir bıçakla, kendi çetesinden olan başka bir çocuğun yatağının üzerine eğilmiş olduğunu görmüştü. Neyse ki, yataktaki tam zamanında uyanarak, saldırganın elinden bıçağı çekip almıştı.

Mustafa Kemal, şimdi okul dışındaki geniş dünyada ne olup bittiğini ilk olarak farketmeye başlıyordu. Çocukların içi Osmanlıların Makedonya'yı fethini anlatan kahramanlık hikâyeleri, türküler ve efsanelerle doluydu. Şimdi ise ortalıkta, isyan ve bu toprakların elden çıkması tehditleri dolaşıyordu. Mustafa Kemal, Rumların, Bulgarların ve Sırpların Türk topraklarını ele geçirmek için bütün Rumeli'de nasıl çalıştıklarını öğrenmişti. 1897'de Yunanlılar, Girit'te bir bağımsızlık savaşı açtılar, Türkler de Rumeli'de onlara karşı yürüyüşe geçti. Manastır tam bir seferberlik halindeydi. Sokaklar adam almaz oldu. Erkekler, davul zurna sesleri arasında askere çağrılıyor; sokaklarda öğrenciler, ellerinde bayraklarla yürüyüş yapıyorlardı. Yakın dağlardaki Türk çeteleri Rumlarla kıyasıya dövüşmekteydi. Bir gece Mustafa Kemal'le bir arkadaşı, gönüllü olarak askere gitmek amacıyla okuldan kaçtılar. Ne var ki, öğrenci oldukları anlaşılınca, yaka paça okula geri gönderildiler. Ama, genç Mustafa Kemal'in gönlünde, yurtseverlik alevi tutuşmuş ve vatanına karşı, koruma isteğiyle karışık, şiddetli bir sevgi uyanmıştı.

Genç adam, İmparatorluğun her yanından gönüllülerin akın ettiğini gördükçe, onlara katılamadığı için yakınıyordu. Manastır'dayken Ömer Naci adında genç bir şairle arkadaş olmuştu. Boş zamanlarında, beraberce Selanik tren istasyonuna giderek, askerlerin cepheye hareketlerini izliyorlardı. Bir akşam, istasyondaki kalabalığın arasında uzun, böl cüppeleri ve sivri külahlarıyla bir derviş grubu gördüler. Dervişler, çaldıkları davul zurna ve neylerin tiz sesleri arasında kendilerinden geçmiş gibi görünüyorlardı. Çevrelerindekiler de onların bu coşkusuna uyarak isteri nöbetine tutulmuşçasına bağırıp çağırıyor, düşüp bayılıyorlardı. Mustafa, bu sahneyi soğuk bir tiksinti ile seyretti. Ömer Naci'ye utancından yüzünün kızardığını açıkladı. İçinde, bu çeşit yobazlıklara karşı büyük bir tepki doğmuştu.

Okul hayatının sert koşulları, Mustafa Kemal'in vücutça gücünü arttırdı. Ama, programdaki jimnastik dersleri dışında herhangi bir spora merak sarmadı. Bütün dikkatini çalışmaya vermeyi daha uygun buluyordu. En sevdiği ders hâlâ matematikti. Ama bunun yanında, başka konulara da ilgi duymaya başlamıştı. Ömer Naci, yazdığı şiirleri yüksek sesle okumaktan hoşlanırdı. Mustafa Kemal bunları dinliyor ve kelimelerin ahengi, ona çocukluğunda öğrendiği Rumeli türküleri gibi zevk veriyordu. Ömer Naci onu, okumak için kitaplar vermiş, Mustafa Kemal de böylece, edebiyat diye bir şeyin varlığını öğrenmişti. Şiirle ilgilenmeye başladı. Hattâ kendi de biraz yazmayı denedi ama, matematik öğretmeni onu bu hevesten vazgeçirdi.

Mustafa Kemal, başka bir arkadaşı sayesinde de 'siyaset diye bir şey'in varlığının farkına vardı. Bu arkadaşı, kendisi gibi Makedonyalı olan Ali Fethi'ydi. Fethi rahat, çekici bir davranışla, kıvrak ve esnek bir zekâyı kendinde birleştirmişti. Mustafa Kemal'in epey geri olduğu Fransızcayı çok iyi bilirdi. Fransızca öğretmeninden işittiği azarlara üzülen Mustafa Kemal, tatilde, kendi kendine Fransızca çalışmaya başlamıştı. Şimdi işe sıkı sıkı sarıldı. Dil bilgisi ilerledikçe, Fethi, ona Rousseau, Voltaire, Auguste Comte, Desmoulins, Montesquieu gibi Fransız filozoflarının eserlerini tanıttı. Çok geçmeden iki öğrenci, bu üstadların kendi ülkelerinin sorunlarını ilgilendiren düşünceleri üzerinde, heyecanlı tartışmalar yapmaya başladılar.

Artık çocukluktan çıkmış olan Mustafa Kemal, Selânik'e döndükçe, bu değişik ve serbest yaşayışlı şehrin zevklerini tatmaya başlamıştı. Çoğu zaman, üvey babasının yakınlarından olan genç bir arkadaşıyla (Fuat Bulca) rıhtımdaki dörtyol ağzını çeviren ve çoğu Rumlar tarafından işletilen Olimpos, Kristal,Yonyo gibi gazinolara giderlerdi. En çok Yonyo'dan hoşlanıyorlardı. Orada bira ile beraber o kadar bol meze verirlerdi ki, ayrıca para harcayıp, yemek ısmarlamaya ihtiyaç kalmazdı. Daha kuvvetli içkileri tattıkları öteki gazinolarda, ancak gezici satıcılardan en ucuz yiyecek olan kebap kesrane almaya güçleri yetiyordu. Öyle ki bir gün Ömer Naci, 'Hayat kuru kestaneden başka nedir ki?' diye şairce bir lâf etmek zorunda kalmıştı. Ama, ne de olsa bu alafranga hayattı ve gençler bunu alaturka çalgılı bir takım kahvelerdeki hayata tercih ediyorlardı.

Alafranga hayatı daha yakından tanımak isteyen iki genci Fransız öğretmenleri, gayrimüslimlerin devam ettiği bir dans dersanesine götürdü. Delikanlılar burada vals ve polka yapmasını öğrendiler. Ama danslara kızlar katılmadığı için, erkek erkeğe dans ediyorlardı. Bununla beraber şehrin öbür ucundaki kafeşantanlarda kızlar da bulunuyordu. Bunları Fuad'ın ağabeyi tanıtmıştı. Bu gazinolarda orkestra çalıyor, kızlar şarkı söyleyip oynuyorlardı: Napoli şarkıları okuyan tombul İtalyan kadınları, ellerinde tefler ve ayak bileklerinde zillerle şıkır şıkır göbek atan Ermeni kızları. Sonradan kızlar müşterilerin masasına gelip içki içiyorlardı. Aralarında hiç Müslüman yoktu. Sadece Hıristiyan ve Yahudi kızları; peçesiz, elde edilmesi kolay kızlar. Sarışın Mustafa Kemal o kadar beğeniliyordu ki, çok zaman, kadınların ondan para bile almadıkları oluyordu. Böylece kadınlarla olan ilişkilerinin ana çizgisi belirmeye başlamıştı; daima 'isteyen'den çok 'istenen' durumunda olacak, ama peşinde koşanlara, o da, istekle karşılık verecekti. Duygu bakımından da 'seven'den çok 'sevilen' bir insandı. Hele şu sıralarda, tatillerde özel dersler verdiği iyi bir aile kızının ateşli ilgisi, onun gururunu iyice okşamaktaydı.

Yaşıtlarının çoğunluğundan hâlâ kendini ayrı tutuyordu. Onu konuşturmak, içinden geçenleri ve amaçlarını öğrenmek istedikleri vakit, onlara sadece 'Önemli bir insan olacağım' demekle yetiniyordu. Bir şeyler olmak hırsı, henüz tam yönünü bulamamış olsa bile, içinde tutuşmaya başlamıştı.

Bitirme sınavlarını başarıyla verdi ve 13 Mart 1899'da İstanbul Harbiye Okulu'nun piyade sınıfına girmeye hak kazandı.

Bir Makedonyalının Doğuşu, Lord Kinross, Atatürk Bir Milletin Yeniden Doğuşu



Atatürk'ün ilk aşkı film oldu

Cumhuriyet 11.09.2005 Atatürk'ün ilk aşkı film oldu

'Büyük bir savaşçı, romantik bir erkek' Atatürk'ün Makedonyalı Eleni ile yaşadığı ilk aşkı anlatan "Manastır'da Bir Aşk" filminin senaristi Aneta Şiyakova, Atatürk'ün güçlü bir asker olmasının yanı sıra çok romantik bir erkek olduğunu söyledi. Şiyakova, filmde Atatürk ve Eleni'yi canlandıran oyuncuların heyecanına da dikkat çekti.

Senarist Şiyakova, Atatürk'ün güçlü bir asker ve çok romantik bir erkek olduğunu söylediAta'nın ilk aşkı film oldu MANASTIR (ANKA) - Atatürk'ün Makedonyalı Eleni ile yaşadığı ilk aşkı anlatan Makedon filminin senaristi Aneta Şiyakova , Atatürk için ''Çok romantik bir erkek'' ifadesini kullandı ve ikilinin nasıl tanıştıklarını anlattı.

Atatürk ile Makedon kızı Eleni'nin ilişkisini anlattığı filmi hakkında konuşan Şiyakova, Mustafa Kemal Atatürk'ün güçlü bir asker olmasının yanı sıra çok romantik bir erkek olduğunu söyledi. Filmin, gerçek bir hikâyeyi anlattığını hatırlatan Şiyakova, Atatürk'ün ilk aşkının filmini yapma düşüncesinin çok uzun zamandır akıllarında olduğunu söyledi. Şiyakova, ''Çocukluğumda, Türkiye'nin Manastır Fahri Konsolosu Mithat Cemal evimize gelir ve sürekli Atatürk ile Eleni'nin arasındaki aşkı anlatırdı. Ben de hep bunu kâğıda dökmek isterdim'' dedi. Şiyakova, gerekli desteği bulduktan sonra da bu romantik öyküyü filmleştirdiklerini belirtti. Atatürk'ün bir kadın için en güzel hediyenin beyaz çiçekler olduğunu çok iyi bildiğini söyleyen Şiyakova, ''Öylesine büyük bir savaşçı, sevdiği kadının karşısında nazik, yumuşak ve romantik olmayı da çok iyi biliyordu. Ancak Eleni'nin babası gizli aşk yerlerini bulduğunda aradaki romantizm de sona erdi'' dedi.

Atatürk'ün çok büyük bir asker olduğunu söyleyen Aneta Şiyakova, onun insan hakları için de çok fazla çalıştığını ve büyük bir saygıyı hak ettiğini söyledi. Şiyakova ayrıca, çok güçlü duygulara sahip biri olduğunu ve sevgi için yaşadığını, insanlık tarihinde örnek biri ve önemli bir figür olmayı hak ettiğini belirtti.

Filmi Türkiye'de de göstermeyi çok istediklerini belirten Aneta Şiyakova, ''Atatürk'ün Makedonyalılar için de ne kadar güçlü biri ve tarihi bir figür olduğunu Türklere göstermeyi çok istiyoruz. Bizim tarihimizin de bir parçası olduğu için Makedonyalılar da Atatürk'le gurur duyuyor. Özellikle biz Manastırlılar, çok daha fazla gururluyuz, çünkü Mustafa Kemal burada eğitim gördü ve ilk defa burada âşık oldu'' diye konuştu.

Şiyakova, filmde Atatürk ve Eleni'yi canlandıran oyuncuların heyecanına da dikkat çekti. Aneta Şiyakova, filme Atatürk'ü canlandıran Nikola Ristanovski 'nin ''Atatürk'ü oynamak benim için çok büyük bir şans'' dediğini aktardı.

Manastır İdadisi

Mustafa Kemal, Selanik Askerî Rüştiyesini bitirdikten sonra 13 Mart 1896'da Manastır Askerî İdadisine girdi. Burada Ömer Naci ile arkadaşlık etti. İlerde ünlü bir hatip olarak tanınacak olan bu kişi, Mustafa Kemal'in hitabet ve edebiyat sevgisinde etkin rol oynadı. Yakın arkadaşlarından biri olacak Ali Fethi (Okyar) de bu okulda öğrenci idi. Genç Mustafa Kemal, askerî öğreniminin yanı sıra yabancı dil öğrenimini de ihmal etmiyor; yazları izinli olarak Selânik'e döndüğü zaman Fransızca dersleri alıyordu.

 


MANASTIR ASKERÎ İDADÎSİ

Atatürk'ün askerî idadîyi okuduğu (lise tahsilini yapmış olduğu) Askerî İdadî binasıdır. Makedonya'nın Manastır şehrindedir. Yatılı eğitim verilen okulda matematik, edebiyat ve hitabet dersleri ağırlıklı olarak veriliyordu. Atatürk 1898 yılında Manastır Askeri İdadîsinden mezun olduktan sonra İstanbul'da Harbiye Mektebi'ne yazıldı.

 


Manastır
 


Kocacık Köyü Çocukları ( Atatürk'ün Dedesinin Köyü )
 


Kocacık Köyü Çocukları ( Atatürk'ün Dedesinin Köyü )
 


Atatürk'ün okuduğu askeri okulun giriş kapısı. Manastır
 


Manastır
 


Atatürk'ün okuduğu askeri okulun geneli. Manastır
 


Kocacık Köyü Çocukları ( Atatürk'ün Dedesinin Köyü )
 


Okuduğu askeri okulda bir oda Atatürk'e ayrılmış. Manastır
 


Okuduğu askeri okulda bir oda Atatürk'e ayrılmış. Manastır

 

.....
sayfa başına dön
 
Nutuk (Sesli ve Görsel)
 
Etkinlik Takvimi
, 2019
PzrPztSalÇrşPrşCumCts
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30
 
 
 
 
 
Copyright Aralık 2002 © balkanpazar.org
tasarım ve uygulama Artgrafi.net