BALKANLARDA SİYASİ BİRLİK GİRİŞİMLERİ

Balkan İttifakı (1912-13)

Balkan Konfederasyonu

Balkan Paktı

Balkan Antantı veya Paktı

Balkan Birliği

Avrupa Birliği mi yoksa Balkan Birliği mi?

Balkan İttifakı (1912-13), I. Balkan Savaşı'nda (1912-13) Osmanlılara karşı birlikte savaşan Bulgaristan, Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan'ın oluşturduğu ittifak. Başlan­gıçta Avusturya'nın Balkanlar'da giderek artan gücünü sınırlama amacını güden itti­fak, Sırbistan ve Bulgaristan'ın girişimiyle ve Rus diplomasisinin yardımıyla kuruldu. 1912'de Avusturya'dan çok Osmanlı karşın bir nitelik kazanan ittifakın üyeleri, Osman­lıları Balkanlar'dan çıkarmak umuduyla Ekim 1912'de bu ülkeye savaş açtılar Savaşı kazanmalarına karşın, ele geçirdikle­ri toprakların paylaşılması konusunda bir­birlerine düştüklerinden, ittifak dağıldı. Bu anlaşmazlık 1913'te Bulgaristan'a karşı II. Balkan Savaşı'nın açılmasına neden oldu (bak. Balkan Savaşları). Balkan İttifakı terimi, 1866-68 yıllarında Sırp prensi III. Mihailo (Obrenoviç) tara­fından kurulan birlik için de kullanılır. Sırbistan, Karadağ, Romanya ye Yunanis­tan ile Bulgaristan'daki ihtilalci bir örgütü içine alan bu ittifak, Osmanlıları Balkan­lar'dan çıkarmayı ve Güney Slavlarını tek bir devlet altında birleştirmeyi amaçlıyordu. İttifak, Osmanlı İmparatorluğu'na karşı or­tak bir ayaklanma planladıysa da, 10 Hazi­ran 1868'de Prens Mihailo'nun bir suikast sonucu öldürülmesiyle bu planı uygulaya­madı ve dağıldı.

Balkan konfederasyonu , Komünist Bal­kan cumhuriyetlerini kapsaması öngörülen federasyon. 20. yüzyıl başlarında Balkan sosyal demokrat partilerince ortaya atılan bu tasarı, II. Dünya Savaşı'ndan hemen sonra, Yugoslavya önderi Tito ve Bulgaris­tan önderi Georgi Dimitrov tarafından gün­deme getirildi. Yugoslavya, tasarıyı gerçek­leştirmek amacıyla Arnavutluk'ta komünist bir yönetim kurulmasını destekledi ve Yu­nanistan'da iktidar mücadelesi veren komü­nistlere yardım etti. Ama ABD'nin Yuna­nistan'da antikomünist güçlere destek sağ­laması ve Sovyetler Birliği'nin Tito'nun girişimlerinden hoşnutsuzluk duyması, pla­nın terkedilmesine neden oldu.

Balkan Paktı , 28 Şubat 1953'te Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasında Anka­ra'da imzalanan, siyasal, toplumsal ve eko­nomik yardımlaşmayı amaçlayan antlaşma. Uygulamada işlerlik kazanamamıştır.

Yugoslavya ile SSCB'nin arasının açılma­sından sonra imzalanan antlaşmaya göre, üye ülkeler ortak çıkarları ile ilgili konular­da birbirlerine danışacaklar ve dışişleri bakanları aracılığıyla yılda en az bir kez toplanacaklardı. Ayrıca üç ülkenin genel­kurmay başkanları da hükümetlerine öneri­lerde bulunmak üzere ortak güvenlik sorunlarını inceleyeceklerdi. Öte yandan pakt, öbür Balkan ülkelerinin katılmasına açık tutulmuştu. Antlaşma, dört yıllık bir süre­den sonra, tarafların bir yıl önceden haber vererek çekilebileceklerini öngörüyordu.

Balkan Paktı, üye ülkelerin 9 Ağustos 1954'te imzaladıkları Bled Antlaşması'yla yeni bir aşamaya ulaşarak ortak savunma ve işbirliği antlaşmasına dönüştü. Üye ülkeler, dışarıdan gelebilecek herhangi bir saldırıya karşı karşılıklı yardımda bulunmayı yüküm­lendiler. Antlaşmanın süresi 20 yıldı.

Uluslararası politikada zamanla ortaya çıkan değişmeler, Yugoslavya ile SSCB arasındaki gerginliğin azalması ve üye ülke­ler arasında ideolojik farklılıkların belirgin­leşmesi sonucunda Balkan Paktı Haziran 1960'ta resmen sona erdi.

Balkan Antantı veya Balkan Paktı, balkan paktı olarak da bilinir, 9 Şubat 1934'te Türkiye, Yunanis­tan, Romanya ve Yugoslavya arasında Ati­na'da imzalanan, bir başka devletin saldırısı karşısında pakt üyesi ülkelerin toprak bü­tünlüklerinin ve siyasal bağımsızlıklarının korunmasını güvence altına alan ortak sa­vunma antlaşması.

Antlaşma, üye ülkelerin dışişleri bakanla­rından oluşan bir Daimi Konsey'in kurul­masını ve bu konsey aracılığıyla yasama eşgüdümünün ve ekonomik yardımlaşma­nın sağlanmasını öngörüyordu. Antlaşma­nın dışında kalan öbür iki Balkan ülkesi Arnavutluk ve Bulgaristan'ın pakta katıl­ması açık tutulmuştu.

Üye ülkelerin sınırlarının güvenliğini kar­şılıklı olarak güvence altına alan Balkan Antantı, bir ortak savunma ittifakı ve bölgesel bir yardımlaşma antlaşmasıydı. Balkanlar'da ülke sınırlarının kesin olduğunu belirten antlaşmanın, bu sırada statükoya karşı çıkan Bulgaristan'ın olası saldırılarına da karşı yapıldığı açıktı. Antlaşmanın imzalanmasından bir süre sonra Türkiye, S ovyetler Birliği'ne karşı yöneltilebilecek herhangi bir saldırıya katılma yükümlülüğü­nü kabul etmeyeceğine ilişkin bir çekince koydu. Yunanistan'ın da Balkan devletleri dışında herhangi bir devletten gelebilecek saldırıya karşı savaşa girmeyeceğine ilişkin çekince koyması, paktın etkinliğini ve iler­deki gelişmesini sınırladı. Balkan Antantı, bütün birlik iddialarına karşın, Almanların Balkanlar'da gittikçe artan ekonomik ve siyasal etkisi (1934-39), II. Dünya Savaşı sırasında Mihver Devletleri'nin fiili saldırıları ve İtalyanların Arnavutluk'u işgali karşısında sessiz kaldı. Sovyetler Birliği'nin ve Macaristan'ın top­rak talepleri karşısında da Romanya'ya hiçbir güvenlik sağlayamadı. Almanya ve İtalya'nın 1941'de Balkanlar'ı işgal etmesi üzerine, Balkan Antantı kendiliğinden dağıldı.

9 şubat 1934 tarihinde Atina'da Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanmış bir pakt. Pakt dört devletin Balkan sınırlarını karşılıklı olarak garanti altına alıyordu

Paktın imzasından dört sene kadar önce, Bulgaristan ve Arnavutluk'un da katılmasiyle altı devlete mensup hususî kurumların iştirak ettikleri Balkan birliği kurulmuş ve 1930 da Atina'da 1931 de İstanbul'da, 1932 de Bükreş'te, 1933 te Selanik'te birliğin konferansları toplanmıştı.

B. P. na Bulgaristan'ın da katılacağı umulmuş ise de Romanya'dan Dobruca'yi, Yugoslavya'dan Makedonya'yı ve Yunanistan'dan da denize çıkacak yol istediğinden bu istekleri gerçekleşmedikçe Bulgaristan pakta girmeğe yanaşmamıştır. O zamanlarda Arnavutluk'u nüfuz bölgesi içine almış olan İtalya'yı kışkırtmamak için bu devlet de davet edilmediğinden B.P. dört devlet arasında yapılmıştır.

Atina'da B. A. na bağlı olarak bir de protokol imza­lanmıştı ki bu protokol ile B. A. açıklanıp yorumlanıyordu. Protokolün birinci maddesiyle saldırganlık tarif ediliyordu. Londra'da 3 temmuz 193 te imza edilen paktın ikinci maddesindeki hareketler, B. devletleri tarafından da «sal­dırganlık» sayılıyordu.

İkinci madde, paktın hiç bir devlete karşı olmadığı fakat Balkan hudutlarının Balkan devletlerinden her hangi bilinin saldırganlığına karşı garanti edildiği hakkında idi.

Üçüncü madde, Balkanlar dışı bir devlet, imza eden devletlerden birine taarruz eder ve bir Balkan devleti de Balkanlar dışı devlete yardım ederse pakt hükümlerinin yürürlükte bulunacağı hakkında idi.

Dördüncü maddede, imza eden devletlerin altı ay içinde B. A. hedeflerine uygun protokollar imza edecekle­rine dairdi.

Beşinci ve altıncı maddelerde, imza eden devletlerin evvelce muahedeler ve mukavelelerle girişmiş oldukları ta­ahhütlerin baki kaldığı bildiriliyordu. Bu taahhütlerin esasen pakta aykırı olmadığı da açıklanıyordu.

Yedinci maddeye göre, eğer imza eden devletlerden biri, her hangi bir devlete saldırırsa o devlete karşı pakt hükümsüz kalacaktı.

Sekizinci madde, Balkanlar'daki sınırların şimdiki halde muhafaza edileceği hakkında idi. Paktın iki sene içinde feshedilemiyeceğİ ve bu süre sonunda, aksine bir anlaşmaya varılamazsa beş sene daha devam edeceği ilâve ediliyordu.

Dokuzuncu madde tasdike ait ayrıntılardan ibaretti.

Bundan sonra 1934 yılı ekim ayının yirmisinden ka­sımın ikisine kadar Ankara'da yapılan toplantılarda B. P. nın status quo'su hazırlandı. Bu status quo ile dört Balkan devleti grupunun müşterek siyasetinin yönetim kurulu ol­mak üzere dört dışişleri bakanından toplanan bir devamlı konsey teşkil edilmişti. Devamlı konsey kararları oybirliğiyle verilecekti. Dört devletin ekonomik menfaatlerini yavaş yavaş tanzim için bir B. istişarî ekonomi konseyi kurulmuştu. Bu konsey ekonomik, ticarî ve malî uzmanlardan toplanmış olacak ve devamlı konseyin istişarî yardımcısı olarak çalı­şacaktı. Devamlı konsey için bir kâtiplik ayrılmıştı. Kâtip­lik makamı da bir yıl için devamlı konseyin vazife gören başkanının memleketinin merkezinde olacaktı.

B. A. istişarî ekonomi konseyi dört millî şubeden toplanmış olacaktı: Yunan, Rumen, Türk, Yugoslav her şubenin beş delegesi olacak, bu delegeler işlerle uğraşacaktı: a- Genel olarak siyaset. b-Tarım meseleleri. c-Sanayi mese­leleri, d- Maliye meseleleri, kredi ve merkez ihraç banka­ları meseleleri, e-Ulaştırma meseleleri.

B. A. nin esas amacı Balkanlararasi sınırları garanti etmekten ibaretse de bu kombinezon ile Balkanlar'i büyük devletlerin nüfuzu altına girmekten kurtaracakları, antantı kuranlar tarafından ümit edilmişti.

B. A. nin Ankara'da yaptığı bu toplantı sırasında Atatürk şu demeçte bulunmuştu: «Balkan birliğini istiyenler ve onu kendilerine şiar edinenler harb ve sulhun ne olduğunu tecrübe ile bildikten sonra sulhsever olmayı tercih edenlerdir. Bu dostlukların, beşeriyetin bundan sonra tecellisine gönülden intizar ettiğimiz dostluklara örnek olmasını te­menni ederiz. Balkan anlaşması işte bu beklediğimiz örnek­lerin ilkidir. Bu ilk örneği yapabilenler arasında bulunmak­la Türkiye bahtiyardır.»

İstişarî ekonomi konseyi 1935 yılı ocak ayında Balkan­lar için geniş bir ekonomi programı hazırlamıştır.

Yugoslavya Kiralı Aleksandar da B. nin hararetli ta­raflısı idi ve antantın kurulmasmda rolü olmuştu. Kiralın öldürülmesi ile B. P. Yugoslavya'da desteklerinin birinden mahrum kaldı. Fakat gerek bu vesile ile ve gerek 1935 te Venizelos tarafından Yunanistan'da girişilen ihtilâl hareketi neticesinde çıkan buhranlar sırasında, B devletleri büyük dayanışma göstermişler ve Antantın kurulmasındaki faydayı ispat etmişlerdir.

B A. konseyinin toplantıları sıra ile dört Balkan mem­leketinin başkentlerinde toplandı. Ankara'dan sonra Bük­reş'te, 1936 da Belgrad'da, 1937 de Atina'da, 1938 de Anka­ra'da, 1939 da Bükreş'te ve nihayet 1940 ta da Belgrad da toplantılar yapmıştır.

Konseyin bu toplantıları arasında istişarî ekonomi konseyi, devlet bankaları müdürleri, genel kurmay başkan­ları ve basın temsilcileri Balkan memleketlerinin başkent­lerinde toplantılar yapmışlar, ekonomi, maliye savunma ve kültür işlerine ait kararlar vermişlerdir.

İtalya'nın Habeşistan'a saldirmasi üzerine meydana gelen buhranda B. A. İtalya'ya karşı zecrî tedbirlerin tatbikina taraflı olmuş, ve kollektif barışa olan bağlılığını gös­termiştir. Böyle bir harekete girilmek bir takım siyasî teh-likeleri ve maddî zararları göze almak demekti ki B. A. bu meselede büyük cesaret göstermişti. Montreux Boğazlar Mukavelesi'nin Türkiye lehine değiştirilmesi meselesinde de B. A aynı dayanışmayı göstermiş ve Antantın üyesi olan Türkiye'ye yardimda bulunmuştur. 1936 yılı başında B. A. devletleri hava ulaştırma işini düzenlemek için aralarında bir mukavele imzalamışlar, turizmin teşviki için de görüş­meler yapmışlardır.

1936 yılından sonra B. A. nı zayıflatacak bir takım sebepler meydana gelmişti. Bu sebebler Avrupa'da Alman­ya'nın kuvvetlenmesiyle meydana gelen muvazene değişik­liğinden ileri gelmekte idi. Aynı sebeplerin etkisi altında B. A. nı teşkil eden memleketlerin iç rejimleri de otoriter bir sisteme doğru gitmekte idi. Yunanistan'da General Metaksas ve Yugoslavya'da Stojadinovic otoriter rejimler kur­muşlardır, Romanya da böyle bir yola girmiştir.

1936 yılında Yunanistan'ın israriyle paktın İtalya'ya karşı harbe girişmek gibi bir taahhüdü içinde bulundurmadığı hakkında bir kayıt kabul edildi. Bu kayıt, taahhüdün Yunanistan'ı İtalya ile harbe tutuşturacağı hakkında Venizelos tarafından ileri sürülen tcnkidleri karşılamak için Yunan hükümeti tarafından teklif edilmişti.

Habeşistan harbinden sonra İtalya ile Almanya bir­birine yaklaşınca bir taraftan B A. nı İngiltere ve Fran­sa'dan ayırmak, diğer taraftan da Antantı dağıtmak maksadı­nı güden baskı gittikçe artmiya başladi. Her iki devlet de Balkanlar'daki emellerinin gerçekleşmesi için B. A. nin ortadan kalkmasını istiyordu. Bulgaristan da kendine mahsus sebeplerle B. A nin ortadan kalkmasını istediğinden mihver devletleriyle işbirliğine girişmişti.

Stojadinovic 1937 yılının başında öteki B. A. mem­leketleriyle istişare etmeğe bile lüzum görmeden Bulgaris­tan'la bir dostluk antlaşması imzaladı. Bu antlaşma İtalya'­nın telkini ile imzalanmıştı. İtalya Küçük Antant'tan da Yugoslavya, Çekoslovakya ve Romanya'yi ayirmak için tıpkı Yugoslav-Bulgar Antlaşması gibi Macaristan'la da bir ant­laşma imzalaması için Yugoslavya'yı teşvik etmişti.

Bundan sonra Almanya'nın Balkanlar'da ekonomik nüfuzu gittikçe kuvvetlendi. Yaptığı kliring anlaşmalariyle Balkan memleketlerinin ticaretini kendi inhisarı altına alı­yor, bu memleketleri ekonomik bakımdan kendine bağlıyordu. Münih anlaşmasından sonra Avrupa'da Almanya'nın prestiji arttı. Çekoslovakya ortadan kalktıktan soma da Küçük An­tant tarihe katıştı.

Almanya ve İtalya ağır basıyorlardı. Bulgaristan'ı tat­min etmek maksadiyle B. A. 1938 yılrnda bu memleketi silâhsızlandıran muahede hükümlerini kaldırdı. Bulgaristan da B A. memleketlerine karşı dostça bir siyaset takip et­meği vadetti; fakat bu vait sözde kaldı.

Esasta Almanya, Balkanlar'i «Siyaset alanı» adını ver­diği nüfuz bölgesinin içine almıştı. 1939 yılı ilkbaharında nihayet harbe varan buhran karşısında İngiltere ve Fransa 13 nisanda Yunanistan'a ve Romanya'ya garanti vermişlerdi. Üç taraftan Mihver Devletleri'yle sarılmış olan Yugos­lavya bu garantiyi kabul etmekten bile çekindi. Türkiye, İngiltere ve Fransa ile müşterek bir deklârasyon imzaladı. Harb çıktıktan hemen sonra da bu devletlerle bir ittifak antlaşması yapıldı. Mihver tehlikesi karşısında her devlet kendi başının çaresini arıyordu.

1 eylül 1939 tarihinde İkinci Dünya Harbi çıktı. B. A. harb içinde bir defa toplanmıştır. 24 şubat 1940 tarihinde Belgrad'da yapılan sonuncu toplantıdan sonra çıkarılan teb­liğde Balkanlar'ın hiç bir tehlikeye maruz kalmadığı bil­diriliyordu. Bu sözlerdeki samimiyetsizlik B. A. nın ne derece büyük buhran karşısında bulunduğunu anlatmaktan başka bir anlama delâlet edemezdi. Nasıl ki aynı senenin yazında Romanya parçalandı. Ertesi sene Mihver devletleri Balkanlar'ı nüfuz ve istilâları altına geçirdiler. B A. da tarihe karıştı.

Balkan devletleri arasında imzalanmış antlaşma. Bu antlaşmayı en çok destekleyen, Türkiye ile Yunanistan oldu. 1930 Yılında, Atina'da toplanan konferansa, Yugoslavya, Arnavutluk, Romanya, Bulgaristan, Yunanistan ve Türkiye katıldı. 1931'de İstanbul'da ve 1932 senesinde de Bükreş'te bu konferanslar tekrarlandı. Balkan devletleri arasında, iktisadi ve kültürel alanda işbirliğini hedef tutan bazı kararlar alındı. Konferanslara katılan altı ülke, kendi memleketlerinde birer balkan derneği kurmak suretiyle Balkan birliği ülküsünü yaymağa çalıştılar. Ancak dördüncü konferansın 1933 yılında Sofya'da toplanması icap ederken, Bulgarların azınlık meselesinden ve Romanya'dan Dobruca'yı, Yugoslavya'dan Makedonya'yı, Yunanistan'dan da denize çıkacak bir yer istemeleri yüzünden çıkardıkları hadiseler dolayısıyla bu konferans Sofya yerine, Selanik'te toplandı. Bununla beraber, Bulgarların tutumu, balkan birliğine mani olamadı. Hatta Selanik konferansına da katılarak olumsuz propaganda yapmalarına rağmen, Bulgarlar ve Arnavutlar hariç, Türkler ile Yunanlılar, Rumenler ve Yugoslavlar arasında sınırlarını karşılıklı olarak garanti altına almak üzere 9 Şubat 1934'te, yeni bir balkan birliği kuruldu.

Balkan paktının statükosu 20 Ekim – 2 Kasım 1934 tarihleri arasında Ankara'da hazırlandı. Dört devletin dışişleri makamlarından bir yönetim kurulu meydana getirildi. Bunlar ortak siyaseti idare edeceklerdi. Başkanlık, her yıl bu dört devletten birinin temsilcisinin üzerinde bulunacaktı. Ayrıca, iktisadi, mali ve ticari işlere bakacak bir de danışma kurulu vardı. Bu kurula, pakta giren her devlet beş delege ile katılacaktı. Balkan paktına mensup devletlerin üyeleri, 1936'da Belgrad'da, 1937'de Atina'da, 1938'de Ankara'da. 1939'da Bükreş'te ve 24 Şubat 1940'ta tekrar Belgrad'da toplanarak, bu antlaşmayı belirtilen tarihe kadar yürütebildiler. 1940 Yılı yazında, Almanların Romanya'yı işgali üzerine, esasen çok zayıf bir hale gelmiş bulunan bu antlaşma bozuldu. (M)

BALKAN BİRLİĞİ , Balkan Devletleri arasında kuru­lan birlik. Balkan Birliği fikrinin bir bakımdan Ortaçağ'a ka­dar geri giden bir tarihi vardır. Fakat bu fikir ancak Fransız İhtilâli'nden sonra millî duyguların Balkanlar'da uyanmasiyle gelişmeğe başlamıştır. Bu fikirler o zaman Balkan Ya-rımadası'na hâkim olan Osmanlı ve Habsburg İmparatorluk­larına karşı istiklâl hareketleri şeklinde tecelli etmiş ve bu imparatorluklann uyrukları arasında birlik akımları belir­miştir. XIX. uncu yüzyılın başlangıcında Sırbistan'da Obradovic ve Karadzic, Hırvatistan'da Stromayer ve Ljuderit Gaj ve Yunanistan'da Regas Pheraios gibi liderler bu bir­liğin gerçekleşmesine doğru çalışmışlardır. 1844 yılında Sırp devlet adamı Karaşahin de Sırp, Hırvat ve Bulgar birliğini kurmak için gayret sarfetmiştir. 1867-68 senelerin­de bu birlik daha da genişletilerek içine Yunanlılar'ın ve Rumenler'in de alınması teşebbüsüne gedilmiş ise de 1868 senesinde Kıral Mihail'in öldürülmesi üzerine hareket du­raklama devresine girmiştir.

Bundan sonra Balkan Birliği fikri tekar 1911-13 sene­lerinde Osmanlı İmparatorluğu'na karşı siyasî ve askerî bir­leşme halinde meydana çıkmaktadır. Fakat bir ülkü olmak­tan ziyade, Osmanlı İmparatorluğunun Balkanlardaki top­raklarını parçalamak fikrini günden siyasi bir kombinezondan ibaret olan bu birlik uzun zaman devam etmemiştir. 1912 senesinde açılan Balkan muharebelerinin ilk safhasın­da Osmanlı İmparatorluğunun yenilmesi üzerine, galipler kendi aralarında savaşa tutuşmuşlardır.

Birinci Dünya Harbi'nden soma Balkan memleketleri­nin bazılarında solcu gruplar sosyalistlik ve komünistlik ideolojileri etrafında gruplaşmıya çalışmışlardır. Bu hare­ketler daha ziyade sınıf mücadeleleri mahiyetini taşımakta idi. Hırvatistan'da Radic, Bulgaristan'da Stambuliski ve Romanya'da Maniu gibi liderler Balkan milletleri arasında birlik fikrini benimsemişler ve bir çiftçi enternasyonali ku­rulmasını uygun bulmuşlardır. Fakat böyle bir fikrin ger­çekletmesini zorlaştıran engeller büyüktü. Aşırı milliyetçilik duyguları Balkan milletleri arasında esasta gevşek olan bağları daha çok zayıflatmakta idi. İkinci Balkan Harbi'nde ve Birinci Dünya Harbi'nde yenilmiş, toprak kaybet­miş olan Bulgaristan kendine Dobruca ve Makedonya veril­medikçe iş birliğine yanaşmak istemiyordu, İtalya'da Balkan milletleri arasında birlik kurulmasını hoş görmüyordu.

Bu engellerle birlikte 1930 ile 1933 seneleri arasında birlik hareketi yeniden ve bu defa eskisine göre daha büyük kuvvetle belirdi. Türkiye bu hareketi kuvvetle destekliyen devlet olmuştu. Yunanistan tarafından da desteklenen bu hareket, nihayet 1930 senesinde Atina'da bir konferan­sın toplanmasına kadar vardı. Türkiye, Yunanistan, Yugos­lavya, Romanya, Bulgaristan ve Arnavutluk'un katıldığı bu konferans ve bunu takibeden İstanbul, Bükreş ve Selanik toplantıları resmî bir mahiyet taşıyordu. Bu toplantılara üniversite, ticaret odaları, kadın birlikleri gibi teşkilâtların temsilcileri katılmıştı. Fakat konferansların resmî makamlar tarafından desteklendiği biliniyordu.

Birinci konferans 1930 da Atina'da, ikinci konferans 1931 de İstanbul'da, üçüncü konferans 1932 de Bükreş'te toplandı. Balkan milletleri arasında ekonomi ve kültür alan­larında iş birliğini hedef tutan birçok kararlar verildi. Altı memleketin her birinde birer Balkan cemiyeti kuruldu. Bu dernekler ilgili memleketler halkı arasında Balkan Birliği ülküsünün gelişmesine çalıştılar.

Her yıl toplanan Balkan konferanslarinın sıra ile bir Balkan memleketinin devlet merkezinde toplanması gereki­yordu. Birinci konferans Atina'da, ikincisi İstanbul'da üçüncüsü Bükreş'te toplandıktan sonra, dördüncüsünün 1933 de Sofya'da toplanacağı sanilmişti. Fakat Bükreş konferansında azınlıkların hakları meselesi yüzünden fikir ay­rılığı başgöstermişti. Balkan Birliği zincirinin en zayıf hal­kası Bulgaristan'dı. Dört komşudan üçü ile esaslı noktalar­da anlaşmazlık halinde idi: Romanya'dan Dobruca'yi Yugoslavya'dan Makedonya'yı, ve Yunanistan'dan da denize çıkacak yer istiyordu Bükreş konferansında bu isteklerini azınlıkların haklarını korumak perdesinin arkasına saklamış ve bu haklar sağlanmadıkça birliğin gerçekleşmesinde önem­li bir adım teşkil edecek olan paktı imzahyamıyacağıni bildirmişti. Birinci Balkan Konferansı Atina'da toplandığı zaman altı Balkan devleti arasında bir saldırmazlık ve ha­kem paktının imzalanması ileri sürülmüş ve konferans da bu teklifi esas itibariyle kabul etmişti. Fakat paktın imza­sı İstanbul konferansına bırakıldı. Yunanlılar İstanbul konferansına bir pakt müsveddesi getirdiler. Fakat pakt İstan­bul konferansında da imzalanamadı ve bir tâli komisyona bırakıldı. Tâli komisyon İstanbul'da toplandı ve pakt mese­lesini inceledi. Zorluk Bulgarlar'dan geliyordu Bulgarlar paktın imzasını azınlıklar meselesinin halline bağlamak is­tediler. Gerçi azınlıkların haklarına riayet edileceği birinci Balkan konferansında prensip olarak kabul edilmişti. Fakat azınlıklar meselesinin bir safhası da Makedonya meselesine dayanıyordu. Kimin azınlık olduğu tartışıldı. İşte bu istek­leri kabul edilmediğinden, Bulgar heyeti Bükreş konferan­sını bırakmış ve görüşmelerin kesilmesine benziyen bir durum meydana getirmişti. Bu şartlar altında konferansın Sofya'da toplanmasi için beklenilen teklif gelmedi. Ve dör­düncü Balkan konferansı Selanik'te toplandı.

Selanik'te 1933 yılı kasımında toplanan konferansa Bulgarlar iştirak etmişler ve çıkarılan beyannamede Balkan­lar arasında «tesanüt, vifak ve sulh zihniyetinin geçmiş za­manlarda olduğundan fazla bir kuvvetle kendini göstermiş olduğu» bildirilmiş ise de bu konferanstan sonra devletler arasında Balkan Paktı imzalanmış (9 şubat 1934) ve Bul­garistan buna katılmamıştır. Altı devlete mensup özel kurumların toplantıları mahiyetinde olan Balkan Birliği, bundan sonra dört devletin resmî birleşmesi şeklini almış­tır. Bulgaristan ve Arnavutluk, Balkan Antanti'nin dışında kalmıştır.

Balkan Birliği , Balkan devletleri arasında çeşitli devirlerde kurulan birlik. Balkan yarımadası üzerinde yaşayan Karadağlılar, Arnavutlar, Sırplar, Ulahlar, Bulgarlar, Rumenler ve Rumlar tarih boyunca çeşitli yönlerden gelen çeşitli tehlikelere karşı zaman zaman birleşmek zorunda kaldılar. Ancak bir fikir uğrunda şuurlu şekilde birleşmeler, daha çok, 1789 Fransız ihtilali ile milli duyguların Avrupa'ya yayılmasından sonra başladı. İlk hareketler de Osmanlı İmparatorluğu ile Avusturya ve Macaristan'a karşı bağımsızlık mücadeleleri şeklinde oldu. Siyasi ve askeri anlamda tam bir Balkan birliği fikri, 1911-1913 yılları arasında doğdu. 13 Mart 1912'de, önce Bulgaristan, Sırbistan ile ve 29 Mayıs 1912'de, yine Bulgaristan, Yunanistan ve Karadağ ile birleşti. Bu anlaşmanın amacı, Osmanlı devletini Balkanlar'dan uzaklaştırmaktı. Balkan birliği, bu amaçla önce başarı kazandı. Osmanlı imparatorluğu yenilgiye uğradı. Bulgarlar kasım 1912'de, Çatalca önlerine kadar geldi. Fakat sonra Balkan devletleri kendi aralarında anlaşamadıkları için, kurdukları birlik yıkıldı. Bu defa Bulgarlara karşı, Rumenler, Sırplar ve Yunanlılar bir antlaşma yaptılar. Birinci Dünya savaşında, Balkan milletlerinden Bulgaristan hariç diğerleri itilaf devletleri blokunda toplanabilmişti. Balkanlar'da ikinci defa bir araya gelme ve birlik kurma fikri. 1930 yılından sonra tekrar canlardı. Balkanlar'da siyasi durum, İkinci Dünya savaşından önce de çok kritik bir devreye girmişti. Almanların, Balkanlara yeni bir düzen vermek istemeleri keyfiyeti, dostları Rusya'yı da endişelendiriyordu. Bu bakımdan, fırsattan derhal faydalanmak isteyen Türkiye cumhuriyeti hükümeti, 1940 yılında Balkanlar'da mevcut durumu koruma amacıyla ve henüz alman tesiri altına girmemiş Balkan devletleri arasında, Rusya'nın da katılacağı bir Balkan birliği kurmak istedi. Bu konuda Amerika Birleşik devletlerinin yardımını dahi aradı. Fakat Amerika bu işe taraftar görünmediğinden, yapılan teşebbüs olumlu şekilde sonuçlanamadı. Ancak İtalyanların Yunanistan'a saldırması üzerine, Balkan birliği fikri, bu defa İngilizler tarafından tekrar ele alındı. Çünkü İngiltere, Romanya'ya giren Almanların Bulgaristan üzerinden Yunanistan'a ineceği ve burada İtalyanlar ile birleşeceği korkusu içindeydi. Ortadoğu'daki çıkarları bakımından, 1941 yılında, Yugoslavya, Yunanistan ve Türkiye arasında bir Balkan birliği kurulmasını arzu ediyordu. Bu sırada, Avrupa'daki savaşın gelişmesiyle çok yakından ilgilenen Amerika Birleşik devletleri de, Balkan birliğine önem vermek zorunda kalmıştı. Ama gerek Türkiye, gerek Yugoslavya, bu durumda bir Balkan birliğine girmek istemediler. Sonunda Almanya'nın, Yunanistan'ı işgal etmesi üzerine, İngiltere'nin, bu Balkan birliği teklifi de, kendiliğinden ortadan kalkmış oldu. İkinci Dünya savaşı sonunda ise, Balkanlarda tamamen yeni bir durum meydana geldi. (M)

Avrupa Birliği mi yoksa Balkan Birliği mi?

İlber Ortaylı-Milliyet, 24-10-2004

Balkan halklarının kültürel bir çevre olarak bizimle bir bütün oldukları kesin. Ama ekonomik açıdan Türkiye'nin dinamizmiyle ve yapısal avantajlarıyla uyum sağlamaları mümkün değil . Fransız Milli Cephesi Türkiye'nin AB üyeliğine karşı; cephede sağcılar ve solcular birleşmiş, Başbakan Chirac üyeliğimizi referanduma götürmeye çabalıyor. Hükümetimiz, muhalefetimiz, solcularımız, liberallerimiz, doğulularımız, batılılarımız telaş içinde... Avusturyalılar hallerine bakmadan Türkiye'nin Avrupa üyeliğine karşılar. Ağızlarını açtıklarında; iktisatçı, işletmeci, mühendis kafasıyla değil de ninelerinin zihniyetiyle bir alay slogan sıralıyorlar. Bizimkiler de çığrından çıkıyor, "Vay bizi tanımıyorlar" veya "Atatürk'ün neler yaptığını bilmiyorlar" gibi cevaplar gene biz okuyalım diye gazete sütunlarını dolduruyor.

Avusturyalıların bilmeleri gerekenden önce, bizim Avusturya ve Fransa hakkında bazı şeyleri bilmemiz lazım. Bunlar çok temel maddi kıstaslardır. Birincisi, nüfusa ilişkin rakamlar fecidir; Avusturya Avrupa'nın en ihtiyar ülkelerinden, nüfusunun hemen hemen üçte ikisi 50 yaşın üstünde. Genç nüfuslarının da iyi eğitilemediğini koro halinde kendileri söylüyor. Avrupa Birliği'nin yeni üyeleri olan komşuları Macaristan ve Slovakya'da aynı sorunlar daha da vahim boyutlarda; ihtiyar nüfus genç nüfusun yetiştirilmesinde yani yeniden üretiminde başarısız; sanayide ve iş idaresinde gerileme ve hantallık görülüyor ve Avrupa bu alanda Uzak Asya, ABD, Kanada, İsrail, hatta Hindistan'la yarışamıyor. Üretimin pahalılaşması ve asıl önemlisi çığrından çıkmış bir sendikalizmle işçi sınıfında ve beyaz yakalı denen teknisyenlerde üretim heyecanı yok olmuş. İhtiyar Batı Avrupa ile bütünleşmemizi istemeyen Avusturya ve Fransa aslında genç, taze bir gücü itmekle kendi çıkarlarını zedeliyor ama acaba bize böylelikle iyilik mi yapıyorlar diye düşünüyoruz.

Türkiye Avrupa üyeliğini kültürel ve ideolojik bakımlardan tasdik veya ret ediyor. İktisadi projeksiyon ve değerlendirmelerimiz son derece safdilcedir. Ne özel sektörde ne de devlette kimsenin ciddi hesaplar yapmadığı ve iktisadi unsurları değerlendirmediği açık. İhtiyar Orta Avrupa'yı kim yüklenecek? İki cihan harbinden galip fakat eskimiş bir sanayi ile çıkan ve bunu Almanya ve İtalya ölçüsünde yenileyemeyen Fransa yeterince cazip bir ortak olabilecek mi? Yenileyemediği nüfusunu eski sömürgelerden gelen vasıfsız işgücü ile kapatmaya çalışan bu ülke; bu nüfusu emecek ve onlarla kültürel uyum sağlayacak mekanizmaları da hayata geçirememiştir. Zaten Avrupa genelde ABD'nin aksine göç eden nüfusu benimsemiyor ve kendini onlara benimsetemiyor. Gelen nüfus vasıfsızsa bu uyumsuzluk sorunu nesiller boyu devam ediyor; şayet vasıflı bir nüfussa Hintli ve Rus bilgisayar uzmanları örneğinde olduğu gibi bir müddet sonra bunalıp Yeni Dünya'nın yolunu tutuyorlar. Bu müttefiklerle ulus olarak 21'inci yüzyılın puslu ortamında ne kadar güvenli bir yolculuk yapabiliriz; bu soruyu hep sormalı ve strateji geliştirmeliyiz.

Asıl sorun Avrupa Birliği'nin Balkan Birliği'ne dönüşmeye başlamasıdır. 19'uncu yüzyılın son çeyreğinde Alman tarihinin tek becerikli diplomatı olan Prens Bismark'ın hiç yüz vermediği Balkanlar'a kendisinden sonraki Almanya dört elle sarıldı ve Viyana'nın doğusunu Avusturya ile birlikte Alman iktisadi ve siyasi hayatının vazgeçilmez unsuru olarak benimsedi. Bu yanlış diplomasi ve iktisadi ilişkilerin bedelini iki cihan savaşında da çok pahalıya ödedi. Belki Almanya'yı bu yanlışa iten bazı nedenlerin varlığı dolayısıyla aynı politika izleniyor. Almanya'nın Doğu Avrupa'ya açılım politikası hem kendi seçmenini hem de Danimarka, Hollanda, İsveç ve Fransa gibi unsurları yeni bir yapılanmaya itiyor. AB tıpkı Avrupa Konseyi'nin ikinci harp sonrasındaki rolü gibi bir aşamayı, bir güvenlik kuşağını ve bir bütünleşmeyi teşkil edecek ama çok kısa zamanda Batılıların kendi içlerinde daha etkin bir bir örgütlenmeye gidecekleri kesin ve biz birliğin içinde asıl üyelerden çok ortaçağlardaki Hansa Birliği'nin konturları gibi Balkan halklarıyla baş başa kalabiliriz. Balkan halklarının kültürel bir çevre olarak bizimle bir bütün oldukları kesin. Ama iktisadi yönden Türkiye'nin dinamizmiyle ve yapısal avantajlarıyla uyum sağlamaları mümkün değil. "İş başka, dostluk başka" deyişini hatırlamak lazım. Bir bakıma bizim içine gireceğimiz Avrupa Birliği sayesinde eski Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalarıyla yeniden bir arada olmamız mümkün görünüyor ama bunu komşuların inisiyatifleri ile değil, Batı Avrupa'nın yönetimi ile yapıyoruz. Birleşmelere kendimiz yön verdiğimiz ölçüde daha verimli bir dünya ortaya çıkar. Ama AB'yi beşeriyetin nihai ve ebedi bir hedefi gibi görürsek sükutu hayale uğrayacağımız açıktır. Kapasitelerinin ötesinde itirazlarda bulunan Avusturya gibi ülkeleri de ciddi bir şekilde değerlendirmek zorundayız. Biz bazı olay ve kurumları küçümseriz ama çoğunlukla onun kadar önemli bir kusurumuz daha var; bazı unsurları gözümüzde hep fazla büyütmüşüzdür .

ATATÜRK BALKAN BİRLİĞİ İÇİN NE DEDİ?

  “ Balkan miletlerinin birliğine çalışan kıymetli murahhasların huzurunda bulunmaktan duyduğum bahtiyarlık büyüktür. Balkan milletleri bugün müstakil siyasi mevcudiyetler halinde bulunuyorlar. Bu devletlerin sahibi olan milletler asırlarca beraber yaşamışlardır. Bu itibarla Balkan milletlerinin asırlara şamil müşterek bir tarihi vardır. İşte siz muhterem Balkan milletleri mümessilleri, mazinin karışık his ve hesaplarının üstüne çıkarak derin kardeşlik esasları kuracak ve geniş birlik ufukları açacaksınız; ihmal olunmuş ve unutulmuş büyük hakikatleri ortaya koyacaksınız.”

Bu günün hakiki icapları Balkan milletlerinin, devrin hürmet ve riayete mecbur kıldığı, yepyeni şartlar ve kayıtlar ve geniş bir zihniyet altında birleşmelerindeki faydanın büyük olduğunu göstermektedir. Balkan birliğinin temeli ve hedefi, karşılıklı siyasi müstakil mevcudiyete saygı ile dikkat ederk iktisadi sahada, kültür ve medeniyet vadisinde teşriki mesai eylemek olunca, böyle bir eserin bütün medeni beşeriyet tarafından takdirle karşılanacağına şüphe edilemez.

İnsanları mesut edecek yegane vasıta onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir. Cihan sulhü içinde beşeriyetin hakiki saadeti, ancak bu yüksek ideal yolcularının çoğalması ve muvaffak olmasiyle mümkün olacaktır.

Teşebbüsünüzün umumi anlaşmayı kolaylaştırıcı mahiyeti itibariyle, cihan sulhüne hizmet edici, insani bir amil meydana getireceğine kaniim.

Milletlerinize, benden , hararetli muhabbetler, samimi dostluklar götürünüz. Sizi ve sizing asil milletlerinizi hürmetle bir daha selamlarım.

(Mustafa Kemal Atatürk, 1931, Balkan Konferansı Üyeleriyle Konuşma)

Kültür Ve Ekonomi Her Türlü Siyasete İstikamet Veren Bazlardır

Balkan ittifakı bizim öteden beri samimiyetle üzerinde durduğumuz bir idealdir. Bu idealin her gün geniş bir saha üzerinde daha ziyade genişlemesini ve mesaha almasını görmekle bahtiyarım. Bu hususta müttefik Balkan devletlerini sevk ve idare eden zevatın büyük hizmetleri ve muvaffakiyetleri ve ittifaka bağlılıkları şayanı takdirdir. Bugün, bu şekliyle dahi hepimizin memnuniyetini mucip olan Balkan birleşik vaziyetinin, birgün birçok kimselerin hatıralarından bile geçirmedikleri mütekamil şekli alacağına itimadım berkemaldir.

  Bu yüksek ideale giderken müttefik devletlerin başında bulunan zevatın himmetlerine, matbuatın dahi büyük hizmetlerinin sebkatetmekte olduğunu müşahade etmekteyiz. Balkan milletleri matbuatının bu yüksek ideali kendi idealleri telakki etmelerini ve bu idealin tahakkuku için bütün imkanlarla çalışmalarını kendilerinden temenni ederim. Matbuatın şimdiye kadar aynı suretle vazifesinin ifa etmiş olduğunu da tekrar etmeliyim.

Dünyada şimdiye kadar, başka başka milletlerin ünyon (birlik) yaptıkları ve asırlarca beraber yaşadıkları, tarihte görülmüştür. Bizim kurmak istediğimiz ünyonun (birliğin) tarihte geçmiş olan ünyonların (birliklerden) çok fevkinde olmasını isteriz.

  Tarihi bu kadar yüksek bir idealin esas temel taşı, yalnız geçici politika esaslarında kalmaz. Bunun esas temel taşları lazımdır ki, kültür ve ekonomi cevheriyle dolu olsun. Çünkü kültür ve ekonomi her türlü siyasete istikamet veren bazlardır.

  Herhalde beklediğimiz parlak günler, bizlerden dahi uzak değildir. Bizden sonra gelecekler ise tabii o günlerin parlaklığını bahtiyarlıklarla tes'it edeceklerdir.

Çankaya köşkünde verilen çay ziyafetinde Balkan gazetecilerinin temennileri üzerine söylenmiştir.

Bir Balkan Birliği'ne lüzum vardır

“Bir Balkan Birliği'ne lüzum vardır. Beni bırakınız, partinin (CHP) lideri olarak Balkanlar'da bir geziye çıkayım. Balkan devlet adamları ile bir konuşayım ve efkarıumumiyeyi (kamuoyunu) hazırlıyayım. Bir Balkan Birliği kurmalıyız. Dünyanın ufuklarında kara bulutlar görüyorum. Balkan Birliği kurulabilirse, bir Avrupa Birliğine yol açılır. Batı devletlerinin de ergeç birleşmesine zorunluk doğar. Balkan Birliği ekonomik, kültürel, politik ve askeri bir birlik olmalıdır. Hudut olmayacaktır. Her millet, demokrasi esaslarına göre kendi milli varlığını muhafaza edecektir. Bir tek devlet, bir tek ordu. Her milletin mebuslarından kurulu bir Millet Meclisi. Sıra ile iki veya dört senede bir milletten bir Cumhurbaşkanı seçilir.” Mustafa Kemal Atatürk 27 Şubat 1938 (1932 Kaynak:Atatürk Ansiklopedisi, May Yayınları, C.1 S.166-167 )

  Balkan Paktı

“Arkadaslar ! Geçen dört yil içinde bir önemli hâdise de Balkan Pakti'dir. Dört devlet; kendi güvenleri için ve Balkanlarin, karisma ve karistirma konusu olmaktan çikmasi için içten bir kanaatle birbirlerine baglanmislardir. Balkanli baglasiklarimizla gittikçe artan bir beraberlik ve dayanisma siyasasi güdüyoruz. Yükenlerimizin gereklerini, kesin bir bayrilikla gözetiyoruz. Asil dikkate degen, Balkan Pakti'nin, daha bir yil içinde, arsiulusal baris için büyük bir etke oldugunun anlasilmasidir. Balkan

Pakti, gittikçe, Avrupa barisinin baslica temel taslarindan biri olmak yerindedir.” ( ATATÜRK'ÜN SÖYLEV VE DEMEÇLERi 1935 C.H.P. DÖRDÜNCÜ BÜYÜK KURULTAYINI AÇARKEN http://ataturk.turkiye.org/demec/dmcus002.htm )

• Bulgaristan eski Cumhurbaşkanı ve Balkan Siyasi Kulübü Başkanı Zhelyu Zhelev: Önce Balkan Birliği sonra, AB, Dünya Gazetesi 10 Haziran 2003


• Balkan Antantı, Prof.Dr.Türkkaya Ataöv 13-14 Nisan 2001

Bulgaristan eski Cumhurbaşkanı ve Balkan Siyasi Kulübü Başkanı Zhelyu Zhelev: Önce Balkan Birliği sonra, AB, Dünya Gazetesi 10 Haziran 2003. Balkan Siyasi Kulübü, 2001 yılının Mayıs ayında kuruldu. Amacı, Balkan bölgesinin kalkınması için yeni projeler geliştirmek, bölge ülkelerinin Avrupa Birliği ve NATO ile bütünleşmesini desteklemek. Siyasi kulübün sloganı ise, "Birleşik Avrupa'da Birleşik Balkanlar İçin"... Balkan Siyasi Kulübü'nün kurucuları arasında kimler yok ki... Eski cumhurbaşkanları, politikacılar, akademisyenler... Balkan Siyasi Kulübü'nan Başkanı ise Bulgaristan eski Cumhurbaşkanı Zhelyu Zhelev. Zhelyu Zhelev, Balkan Siyasi Kulübü'nün başlıca amacının, bölgede birlik ve ülkelerin birbiri ile yakınlaşmasını sağlamak olduğunu söylüyor. Zhelev, gerekli olan altyapı sağlanmadıkça, insanların, ürünlerin ve düşüncelerin serbest hareket etmesinin mümkün olmadığını savunuyor ve "Dolayısıyla bizim amacımız, öncelikle kendi içimizde birlik sağlamak ve bunun ardından Avrupa ile birleşmek" diyor. Zhelyu Zhelev, Balkanlar içindeki bütünleşmenin temel yolunun ise, ekonominin iyileşmesinden geçtiğine inanıyor. Balkan Siyasi Kulübü, 2001 yılının Mayıs ayında kuruldu. Amacı, Balkan bölgesinin kalkınması için yeni projeler geliştirmek, bölge ülkelerinin Avrupa Birliği ve NATO ile bütünleşmesini desteklemek. Siyasi kulübün sloganı ise,"Birleşik Avrupa'da Birleşik Balkanlar İçin"... Balkan Siyasi Kulübü'nün kurucuları arasında kimler yok ki... Eski cumhurbaşkanları, politikacılar, akademisyenler... Ve
kulüp, kendini uluslarüstü, hükümet dışı bir kuruluş olarak görüyor, kendisini de hiçbir ideoloji ile sınırlandırmıyor.
Türkiye'nin 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Bulgaristan eski Cumhurbaşkanı Zhelyu Zhelev, Dışişleri eski Bakanı Hikmet Çetin, Atina Belediye Başkanı Dora Bakoyannis ve Romanya Cumhurbaşkanı Ion Iliescu kulübün kurucu isimleri arasında sayabiliriz. Balkan Siyasi Kulübü'nan Başkanı ise Bulgaristan eski Cumhurbaşkanı Zhelyu Zhelev... Geçtiğimiz hafta Balkan Siyasi Kulübü'nün düzenlediği konferans için İstanbul'a gelen Zhelev ile gerek Balkanlar'ın geleceği ve AB ilişkileri hakkında görüşme imkanı bulduk. Zhelev, kulübün başlıca amacının, bölgesel barışı ve işbirliğini sağlamak, bununla birlikte Avrupa ile bütünleşmek olarak özetliyor.

- Balkan Siyasi Kulübü ne zaman kuruldu, amaçları nelerdir?
Balkan Siyasi Kulübü Mayıs 2001'de kuruldu. Balkan ülkelerinin eski devlet ya da hükümet başkanlarının öncülüğünde kurulan kulüp, hükümet dışı bir oluşum ve bölgesel işbirliğini amaçlıyor. "Birleşik Avrupa'da Birleşik Balkanlar İçin" sloganı, kulübün temel felsefesi olarak kabul edildi. Balkan Siyasi Kulübü, uluslarüstü, hükümet dışı bir kuruluş ve kendisini hiçbir ideolojiyle sınırlandırmıyor. Balkanlar'da amaçlanan bölgesel işbirliği, Avrupalılaşma'nın önünde bir engel oluşturmuyor. Amacımız Balkanlar'ın yeniden yapılanmasına, ekonomik gelişimine katkıda bulunmak... Barış, hukuk ve gelişme için Balkanların Avrupalılaşmasını sağlamak. - Kulüp, Avrupa Birliği'nin amaçlarını kendi temel prensipleri olarak kabul etti.

Bu amaçların yanısıra, sadece Balkanlar'a ait olan hedefler nelerdir?
Kendi içimizde Avrupa Birliği'nin temel amaçlarını kabul etmemize rağmen, Balkan Siyasi Kulübü'nün temel amaçları ile AB'nin temel amaçları arasında önemli farklılıklar söz konusu. Balkan Siyasi Kulübü'nün başlıca amacı, kendi bölgemizde birlik, ülkelerimizin birbiri ile yakınlaşmasını sağlamak. Gerekli olan altyapıyı sağlamadıkça, insanların, ürünlerin ve düşüncelerin serbest hareket etmesi mümkün değildir. Dolayısıyla bizim amacımız, öncelikle kendi içimizde birlik sağlamak ve bunun ardından Avrupa ile birleşmek.

- Bunun yolu nedir?
Balkanlar içindeki bütünleşmenin temel yolu, ekonominin iyileşmesinden geçiyor. Ülkeler arasında işbirlikleri, ticaret ve ortaklıkların artırılması, ulaşım, enerji, telekomünikasyon gibi sektörlerde geniş çaplı bölgesel projelerin desteklenmesi çok önemli. Bölgenin bütünlüğü ve ülkeler arasındaki işbirliği, kalıcı güvenlik için de büyük bir önem taşıyor. Düşünün ki, Sofya ve Skopje arasındaki mesafe 260 km. Bu iki ülke arasında bir demiryolu yok. Bu gerçekten utanılacak bir durum. 21. yüzyıldayız ve Balkan başkentleri arasında modern karayolları hala yok. Balkan ülkelerini ve ekonomilerini bağlayacak 10 tane karayolu inşaa etmemiz ve daha sonra bu yollarını kıtanın diğer bölümlerine bağlamamız lazım. Bu altyapının gerçekleştirilmesi sanıldığı kadar maliyetli veya çok zor değil. Savaş bundan çok daha maliyetli. Yugoslavya'daki savaşın BM, NATO, AB ve Balkan ülkelerine 1991-1996 yılları arasında maliyeti 45-50 milyar dolar civarında. Miloseviç rejiminin
yıkılmasından bu yanaki maliyet ise, 100 milyar dolara yakın. Oysa bu rakamın beşte
biri bile Balkanlarda gerekli altyapıyı kurmaya yeterdi.

- Azınlıklar, etnik farklılıklar Balkanların önde gelen sorunlarından birisi. Bu konuda yapılması gerekenler neler olmalı?
Azınlıklar, bölgesel işbirlikleri için bir köprü olabilir. Biz, milliyet ile"etnos"un birbirinden farklı kavramlar olduğunu düşünüyoruz. Milliyet, bir din ya da etnik birlik olarak tanımlanamaz. Balkan Siyasi Kulübü'ne göre, etnik, dini veya kültürel farklılıklar kötü bir şey değil, tam tersine iyi bir özellik. Balkan bölgesinin zenginliği bu farkılıktan kaynaklanıyor. Bir kültürün ne kadar fazla özelliği olursa, insanların farklı yaşam tarzları, farklı düşünceler görmesi o kadar fazla olur. Bu insanlar farklılıkları görerek, karşılaştırma fırsatını elde ederler. Çok daha zengin bir dünyada yaşama şansına sahip olurlar. Ve tekdüze kültürlerde yaşayanlara oranla çok daha fazla yaratıcı olurlar.

- Romanya, Bulgaristan ve Türkiye AB kapısında bekleyen ülkeler. Bu ülkelerin AB
üyeliği Balkan bölgesine ne gibi yararlar sağlayacaktır?
Ben bu konuya tam tersinden bakacağım. Romanya, Bulgaristan ve Türkiye gibi Balkan ülkelerinin AB'ye ihtiyacı olduğu kadar, AB'nin de bu ülkelere ihtiyacı var. Balkan ülkeleri stratejik olarak çok önemli bir coğrafyada bulunuyor. İki kıtanın, çok farklı kültürlerin ve dinlerin kesişme noktasındayız. Avrupa Birliği'nin bütün bu özelliklere ihtiyacı var.

- Balkanların dünya enerji piyasasında önemli bir yere sahip olması için en önemli
unsur size göre nedir?
Bence, Balkanların dünya enerji piyasasında söz sahibi olması için öncelikle bölgesel altyapısını geliştirmesi gerekiyor. Daha sonra bu altyapının Avrupa enerji altyapısı ile birleştirilmesi gerek. Bunun biran önce gerçekleştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Balkanlar sadece enerji piyasında değil, dünya piyasalarında önemli bir yere sahip olabilir. Bugün Kıbrıs ve Moldovya'yı da dahil edersek, Balkan ekonomik pazarı 1.6 milyon kilometrekare, 130 milyonluk bir nüfustan oluşuyor.
Bu gerçekten dev bir bölgesel pazar ve sahip olduğu potansiyel, ülkelerin tek tek sahip olabileceği potansiyelin çok üzerinde.

Balkanlar genelinde kullanılan bir GSM
operatörümüz, internet pazarımız, ortak bir havayolu şirketimiz, demiryolumuz neden
olmasın?

Küresel düşün, yerel hareket et!
Balkan siyasi Kulübü'nün teoriden çok pratiğe ihtiyacı olduğunu söyleyen Zhelev, kulübün misyonunu şöyle tanımlıyor:"Bölgemizde yaşanan politik gerçekler, kavramlarımız ve amaçlarımızın değişmesine neden oldu. Doğru yönde ilerlemek için balkanların teoriden çok, pratiğe ihtiyacı olduğunu gördük. Hareketlerimizi ve tüm araştırmalarımızı da üç temel konu üzerinde yoğunlaştırdık. Bunlar şöyle sıralanıyor: Balkanlar için etkili ve işe yarayan düşünceler üretmek; bölgenin ihtiyacı olan altyapı projelerine destek vermek; Balkanların gelişmesini sağlayacak bu projelerin uluslararası finans kurumları tarafından desteklenmesi için gerekli olan lobi çalışmalarını yapmak. Balkan Siyasi Kulübü, bu derece zor ve sorumluluk isteyen işleri gerçekleştirebilecek politik ve entellektüel kapasiteye sahip. Çünkü bünyemizde Balkanların ve hatta dünyanın en prestijli eski ve yeni politikacılarını, düşünürlerini, akademisyenlerini bulunduruyoruz."

Balkanlar söz konusu oldu mu, herşey politikaya dayanıyor
- Neden siyasi kulüp dediniz. "Siyasi" ibaresini ekleyince, kulübün hareket alanını
kısıtlamıyor musunuz?
Bu soruya verilecek en basit cevap şu olabilir: Balkan Siyasi Kulübü, çünkü politik hayatta aktif olan veya aktif olmuş politikacılar, entellektüellerden oluşuyor. Daha geniş bir cevap vermem gerekirse, Balkanlar söz konusu olduğunda, herşey eninde sonunda politikaya geliyor. Sorun ne olursa olsun, bu soruna yöneldiğiniz zaman, her defasında politika devreye giriyor. Bölgesel iletişim veya enerji altyapısı gibi politikadan son derece uzak görünen konular bile, karşımıza temel politika konuları gibi çıkıyor. Bir örnek vermek gerekirse, Bulgaristan ve Romanya arasındaki Tuna nehri üzerine ikinci köprüyü kurma düşüncesi on senedir gündemde. İkinci, hatta
üçüncü köprüye ihtiyacımız var, fakat iki ülkenin konumları, çıkarları yüzünden köprünün inşaa edilmesi gereken yer üzerinde bir anlaşmaya varılamadı. Bu nedenle, köprünün inşasına başlayamadık. Köprü nereye yapılmalı, hangi şirketler tarafından yapılmalı, hangi bankalar tarafından finanse edilmeli gibi sorular da işin cabası tabii ki... Bu tür sorunlar bir çok farklı bölgesel proje için söz konusu olabiliyor. Kulübün misyonu da burada ortaya çıkıyor: Avrupa ve Balkanlar açısından, bir ülkenin milli çıkarları peşinden gitmek yerine, tüm bölgenin çıkarlarını korumak.

- Bu çıkarları korumak için ne yopıyorsunuz?
Bu çıkarları korumak için ne yapmıyoruz, onu söyliyeyim size. Bunlar aynı zamanda, Kulüp dokümanlarımızda da belirtilmiştir. Hiç bir partizan veya politik aktiviteye karışmıyoruz, hiç bir partiyi desteklemiyoruz; seçim süreçlerine dahil olmuyoruz; bölgedeki hiçbir ülkenin iç politikasına karışmıyoruz. Tabii ki, insan hakları ihlali gibi bir durum söz konusu olmadığı sürece... Böyle durumlarda ise müdahalemiz politik bir çözüm aramaktan ve Avrupa normlarını savunmaktan ileri gitmiyor.

"Etnik ve dini farklılıkları ortadan kaldıramayız"
Bulgaristan eski Cumhurbaşkanı ve Balkan Siyasi Kulübü Başkanı Zhelyu Zhelev: "Kulübün uzun vadeli stratejisi, bölgede yaşanmış olan çatışmaların trajik sonuçlarını ortadan kaldırmak değil, fakat nedenlerini ortadan kaldırmak Bosna, Kosova, Makedonya'da yaşanan felaketlere bir daha yer vermemek. Milli, etnik ve dini farklılıkları ortadan kaldıramayız. Bu mümkün değil, gerekli de değil. Fakat şiddete son verebiliriz. Bunun için Balkan Siyasi Kulübü yeni bir kültürel ve politik çevre yaratmaya, daha iyi ekonomik ve sosyal koşullar için projeler üretmeye çalışıyor. Eminim ki, ülkelerimizde yeni bir iletişim platformu oluşturduğumuzda ve işleyen pazar ekonomileri kurduğumuzda, AB ve NATO yolu açılacak ve sınırlar, dini, etnik farklılıklar konusunda tamamen farklı bir perspektife sahip olacağız. Bütün bunlar birer farklılık ve çatışma unsuru olmaktan çıkacak. İnsanlarımız gülümseyecek. Bunu gerçekleştirmek için iletişim ve enerji altyapısının kurulmasının çok önemli olduğunu unutmamamız gerekli."

Balkan Siyasi Kulübü'nün kurucu üyelerinden bazıları
Zhelyu Zhelev: Bulgaristan eski cumhurbaşkanı
Süleyman Demirel: Türkiye 9. Cumhurbaşkanı
Hikmet Çetin: Dışişleri eski bakanı
Murat Karayalçın: Dıişleri eski bakanı
Hayati Korkmaz: Eski milletvekili
Ali Serdengeçti. Eski milletvekili
Prof. Dr. Yahya Sezai Temel:Ankara üniversitesi öğretim üyesi
Dora Bakoyannis: Atina Belediye Başkanı
Sali Berisha: Arnavutluk eski Cumhurbaşkanı
Emil Constantinescu: Romanya eski Cumhurbaşkanı
Ion Iliescu: Romanya Cumhurbaşkanı
Fatoş Nano: Arnavutluk Başbakanı
Solomon Passy: Bulgaristan Dışişleri Bakanı
Mircea Snegur: Moldova eski cumhurbaşkanı
İvan Stancioff: Bulgaristan dışişleri eski bakanı

• Balkan Antantı, Prof.Dr.Türkkaya Ataöv 13-14 Nisan 2001

PROF. DR. TÜRKKAYA ATAÖV – Efendim, ben de, Ermenilerle olan ilişkilerimizi onbeş dakikaya sığdıramayacağım; ama, uzatmamaya gayret edeceğim. Bu nedenle, daha çok, bir metot, yöntem konuşması yapmaya gayret edeceğim.
Birinci Dünya Savaşı sona erdikten sonra, Ermeni-Türk ilişkileri tarihinin Ermeni yorumu, Batı'da, hatta, dünyada egemen oldu. Bu yayınların bir kısmından biz haberdar değildik, bir kısmından da haberdardık; ancak, asıl önemli neden, genç Türkiye Cumhuriyeti, geriye değil, ileriye bakıyordu. Yeni devletin Lozan'la onaylanan sınırlarını, ideal sınırlar olarak görüyordu. Bizim gibi cumhuriyet kuşakları, eski imparatorluğun sınırlarına, ölçülerine özendirilmedi. Yeni Türkiye'de, yayılmacı, genişlemeci, intikamcı bir eğitim verilmedi. Mesela, biz de, çok acılar çekmişiz; tarih kitaplarında mesela, bunu okumadık. Bunları da bizler yeni öğrendik sonra ve Osmanlı İmparatorluğunun uzun geçmişinin sonunda, öteki devletlerle son hesaplaşma yapıldıktan sonra, koca bir tarih, haklı, haksız, acılı, neşeli filan yanlarıyla, bir yana konuldu.


Yöneten cumhuriyetçi elit kesim açısından, herhangi bir konuyu, bu arada, Ermenilerle olan ilişkilerimizi bilmemek, aldırmamak, örtbas etmek diye bir şey yoktu. İleriye doğru bakmak istiyor; cumhuriyetin temeli buydu ve egemen hedefi, ileriye bakmaktı, geriye değil. Geriye bakacak olsa eğer, önce, başka bir şeyi gündeme getirebilirdi; yani, kendi halkının Balkan, Kırım ve Kafkas göçmeni olan kesiminin, önce, bu eski imparatorluk topraklarında neler çektiğini, yakınlarını 1821 Yunan ayaklanmasından bu yana nasıl yitirdiğini, özellikle, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşıyla, insan, toprak ve mülk olarak nelerin elinden çıktığını ve bunun, yalnız Balkanlarda değil, Kafkasya'da da böyle olduğunu ve yine, ilk Balkan Savaşı sonunda, hayatta kalabilenlerin dalga dalga, göçmen kuşaklarının Trakya ve Anadolu'ya son çare olarak nasıl sığındıklarını hatırlayacak, anımsayacak, uğradıkları haksızlıkların hesabını sorma yollarını araştıracaktı. Bunu da yapmadı ki. Asıl geriye bakmaya kalksa, önce bunu konuşalım derdi. Ermeni olaylarını konuşacaksak, önce, şimdi, bunu konuşalım. Yabancılara da bunu söyleyebiliriz. Bunu konuşalım ve Türkiye'ye, Türklere, Balkanlardan, Kırım ve onun geniş hinterlandı da dahil olmak üzere, Kafkasya'yı da içine alan koca bir Müslüman dünyası ki, içerisinde Türk unsuru çok ağır basıyordu, o yok oldu. Kimler yok etti onu; 5 milyondan fazla insanı kimler öldürdü? 5 milyondan fazlasını, artı, kimler zorla göçe teşvik etti? Bosna olayları olduğu vakit, bazı Avrupalılar dediler ki, Avrupa'nın ortasında böyle bir şey olur mu; bu nasıl Avrupalılık; bir Avrupalı kavim, ötekine, üstelik, kendi ırkından da, Slav; dini başka olduğu için neler yapıyor? İlk defa değil ki o; 1821'den bu yana hep oldu ve bunun tarihini anlatmadan, Avrupa tarihi de yazılamaz, uygarlık tarihi de yazılamaz. (Alkışlar)


Biz, bunu da incelemedik, hesabını sormadık; çünkü, cumhuriyetin yöneticileri diyor ki, geriyi bırakalım şimdi, ne olduysa oldu, ileriye doğru bakalım. Cumhuriyet rejimi, ulusun önünde yeni bir çağ, komşularla yepyeni ilişkiler dönemi açtı. İzmir'den Ankara'nın yakınlarına değin, Batı Anadolu'yu çiğneyip, yakıp yıkan Yunanistan'a dostluk elini uzattı. Hemen sonra, onunla, İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türkleri dışında bir azınlık değiş tokuşu gerçekleştirildi ve Avrupa'da, gitgide bir dünya savaşına doğru yaklaşılıyor. Ona karşı, 1934'de, dört Balkan devleti bir ittifakla bir araya geldiler. Bu oluşumun öncüsü Türkiye idi. Atatürk'ün Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, son yıllarında, gözleri, tabiî, iyi görmüyordu, belki, hatırlarsınız. Ancak, ben, Romanya'dan ona bir kitap getirdim. Bir doktora tezi, basılmış, iki defa basılmış, yüzbinlerce satıyor, popüler bir kitap olmuş. 1934 Balkan Antantı üzerine. Kendi kapağında da, o dört Balkan ülkesinin o zamanki Dışişleri Bakanlarının fotoğrafı vardı, tabiî, Tevfik Rüştü Aras'ın da. Ondan iki tane aldım; bir kendim için, bir da onun için aldım ve gösterdim ona, gözleri görmüyor; ama, dedim ki, burada da sizin fotoğrafınız var. Biliyor musun dedi, neden bu gençler şimdi Balkan Antantını merak ediyor da, mesela, bu konuda bir doktora tezi yazıyorlar; neden kitap olarak basılıyor da, yüzbinlerce satıyor, popüler bir kitap haline geliyor. Çünkü dedi, bu sistemi, biz kurmuştuk Balkanlarda ve komşularımızda; çünkü dedi, bu sistem doğruydu. Olaylar, bizim kurmak istediğimiz sistemin doğruluğunu gösterdiği için, inceleme ihtiyacını duyuyorlar dedi ve gerçekten, mesela, o zaman, ona Bulgaristan girmiş olsaydı, yani, intikamcı olmasaydı, Arnavutluk girmiş olsaydı, asıl tehlike büyük devletlerden geleceği için -çünkü, güç onlarda- Balkanların tarihi, yakın tarihi farklı olabilirdi.

Tarih Boyunca Türk Ermeni İlişkileri Sempozyumu 13-14 Nisan 2001

 

 

.....
sayfa başına dön