Anasayfa   Ýletiþim  
Reklam  
   
 
 
   
Google
   
   
    
 
 

 
 
 
 
 

Bozcaada’da 20 deÄŸiÅŸik ÅŸarap denedik

Bozcaada’da 20 deÄŸiÅŸik ÅŸarap denedik
VEDAT MİLOR
31-08-2008 Milliyet

Corvus ÅŸaraplarının sahibi ReÅŸit Soley beÅŸ yıldır Bozcaada'da üç ayaklı dev bir projenin peÅŸinde koÅŸturuyor. Adada geçirdiÄŸim iki gün boyunca bu baÅŸarının boyutlarını gördüm. Ayrıca Corvus’un ürettiÄŸi 20 deÄŸiÅŸik ÅŸarabı tattım


Arkadaşına gönder
Sitene ekle
Sayfayı yazdır

Ben  ÅŸarapta boÅŸlukları sevmem, boÅŸ noktası olmamalı iyi bir ÅŸarabın.” Bu sözlerin sahibi ReÅŸit Soley. Corvus ÅŸaraplarının sahibi. Bozcaada’da birlikte Corvus’un deÄŸiÅŸik üzümlerden yaptığı 20 ÅŸarabı denerken söylüyor bu sözleri.
Bir anlık bile olsa dikkatim içtiÄŸim ÅŸarapların analizinden baÅŸka bir alana kayıyor. Dikkatle ReÅŸit Soley’in gözlerinin içine bakıyorum. Daha önce Londra’da bir Türk ÅŸaraplarının tanıtımı gecesinde kısa süre bile olsa sohbet ettiÄŸim ancak Bozcaada’da iki gün boyunca devamlı misafiri olduÄŸum insanı dikkatle inceliyorum.
Şarapta boşluklara karşı olan, yani içtiği şarap yoğun, dengeli ve kompleks olmayınca hayal kırıklığına uğrayan bir kimse.
Dilimin ucuna gelen cümleyi nedense telaffuz edemiyorum. “Sadece ÅŸarap mı? Sen hayatta boÅŸlukları sevmiyorsun ReÅŸit. Saplantı olmuÅŸ sende bu boÅŸluk korkusu.”
Yaşıtım olan Reşit gerçekten de hayatta tanıdığım en saplantılı insanlardan biri. Ne saplantısı mı? Mükemmeliyetçilik saplantısı. Ama sadece yaptığın işi en iyi yap anlamında bir mükemmeliyetçilik değil. Sadece sonuca yönelik bir mükemmeliyetçilik değil. Sonuç kadar süreç önemli Reşit için. Süreç demek hayatın her anını dopdolu yaşamak demek. Yapabileceğinin en iyisini yapmaya çalışırken yaşadığın andan zevk alma, ideallerinden taviz vermeme demek.
Bu ideallerin başında da güzellik ve estetik geliyor.
Hayat kısa. Aptal insanlarla uğraşırsan daha da kısalıyor, çirkin bir ortamdaysan, etrafın çirkinliklerle doluysa iyice kısalıyor.
O zaman ne yapacaksın? Ya bu deveyi güdeceksin ya bu diyardan gideceksin demeyeceksin. Zamanı gelince alıp başını gideceksin. Ama maddi açıdan tatminkar olsa bile, bir ayının ya da devenin peşinden gitmeyeceksin. Kendi içinden gelen sese uyacaksın. Gerekirse taşları altın ile döşenmiş köprüleri yakacaksın. Odyseus gibi deniz kızlarının sesini izleyeceksin. Yaratıcı gücünü bilinen ve başarılı olduğun bir alandan belirsizlikler ve bilinmezlerle dolu bir alana yönelteceksin. Ve dönüp arkana bakmayacaksın.

Eleştirilere kulağını tıkadı
ReÅŸit Soley aynen böyle yapmış. BaÅŸarılı olmanın da ötesinde, İstanbul’un en aranan iki-üç mimarından biriyken her ÅŸeyi terk etmiÅŸ. Bir anlamda hayata yeniden baÅŸlamış. Ama deniz kızlarının sesine doÄŸru koÅŸmamış. Bir karganın peÅŸine takılmış. Bozcaada’nın sembolü olan karganın. Yani mitolojik adıyla “Corvus”un.
Aslında bu yolculuk 1982’de, gençlik yıllarında bu adada yaÅŸayan bir arkadaÅŸ ziyareti ile baÅŸlamış.
Giderek, belki de pek farkında olmadan adayı ziyaret eden bir İstanbullu olmaktan çıkmış ReÅŸit.  Ä°ngilizlerin “going native” dediÄŸi ÅŸekilde, karakteri bir dönüşüme uÄŸramış. O adada doÄŸup büyümüş adalıdan daha da adalı olmus. Yani adanın deÄŸerlerini, yaÅŸam biçimini ve estetik güzelliklerini o kadar benimsemiÅŸ ve içselleÅŸtirmiÅŸ ki, ada kültürünün özellikle 80’lerden sonra yaÅŸadığı erozyon ReÅŸit’i mutsuz etmiÅŸ.
Herhangi bir insan olsa mutsuz olmakla kalır. Somurtur, yakınır, söylenir. İnsanların çoğu böyledir. Türk insanı özellikle böyledir. Ama herhangi bir insan değil ki Reşit.
Bir adam düşünün ki Ortaköy’de mimarlık ofisi olsun. Karşıda da metruk bir postane. Her tarafı dökülüyor. Güzel bir semtte çürük diÅŸ misali sırıtıyor.
BaÅŸkası olsa “ah vah” der. Adam ReÅŸit Soley gibi biraz “çılgın” olunca ise “Ben burayı restore ederim, 5 para da istemiyorum” der.
Sadece demekle kalmaz. Restorasyon iÅŸini ihale ile kazanıp yapmanın daha kolay olduÄŸu bir ülkede gönüllü olarak bu iÅŸe soyunur. “Hayır, olamaz, yapamazsın, bürokrasi ile uÄŸraÅŸamazsın, sen manyak mısın?” falan gibi dosttan ve düşmandan gelen eleÅŸtirilere kulak tıkar.
Ve bal gibi de bu iÅŸi baÅŸarır. Bu süreç içinde de önemli dostlar edinir. BaÅŸkalarının “İşe yaramaz” dediÄŸi bazı üst düzey bürokratların aslında idealist ve yaratıcılık tarafı ölmemiÅŸ insanlar olduÄŸunu da görür bu iÅŸi kotarırken. Herkesin her ÅŸeyi devletten beklediÄŸi bir ülkede bazı ÅŸeylerin de bireysel giriÅŸimle ama devleti karşına deÄŸil, yanına alarak yapılabileceÄŸini dosta ve düşmana gösterir.

Dev bir projenin üç ayağı
Şimdi bu postane işinden çok daha mühim, devasa bir proje peşinde koşuyor Reşit. Üç ayaklı bir proje bu. Üç ayaklı sehpa misali.
Birinci ayağı Türkiye’nin en iyi ÅŸaraplarını yaratmaktan da öte, dünya çapında, “bon pour L’orient” ya da “Türkiye için baÅŸarılı” denmenin ötesinde, “mükemmel” denilecek, hiçbir “boÅŸluÄŸu olmayan” ÅŸaraplar üretmek.
İkinci ayağı bu iÅŸi çevresine ve içinde bulunduÄŸu mekana saygı duyarak ve o mekanı güzelleÅŸtirerek yapmak. Bozcaada’nın 3 bin senelik ve Rumlar gittikten sonra iyice erozyona uÄŸrayan baÄŸcılık kültürünü canlandırmak.

Gençleri aylaklıktan kurtarıyor
Sehpanın son ayağı ise başka tatil yörelerine musallat olan ve hepimizin seyirci kaldığı bir beladan adayı kurtarmak. Yani adanın yerlilerinin bağlarını satıp çocuklarının da turizm sektörüne yönelmesi, yani orada burada garsonluk etmenin ötesinde, yılın dokuz ayı aylaklık etmelerini önlemek. Bu gençlere destek olmak, onların bağcılık ve şarapçılık konusunda eğitilmesini ve bu alanda çalışmalarını sağlamak. İleride adanın turizm dışında kendi ayakları üstünde durmasını sağlayacak girişimci projeleri yoktan var etmeye çalışmak.
Bu ideallerin gerçekleÅŸmesi yolunda da beÅŸ sene önce baÅŸlayan çabanın bu kadar kısa bir zamanda bile epey sonuç verdiÄŸini görmek insanı mutlu etmenin ötesinde ÅŸaşırtıyor. Åžaşırtıyor çünkü bizim gibi her türlü iyi fikrin uygulama güçlükleri yüzünden rafa kaldırıldığı ve engellendiÄŸi bir ülkede Corvus’un baÅŸarıları insana bir peri masalı gibi geliyor.
İki gün boyunca bu başarının ne gibi boyutlarını mı gördüm? Her şeyden önce inanılmaz bakımlı bağlar gördüm.
Bu baÄŸlarda ne gibi ÅŸeyler mi beni ÅŸaşırttı? Kayalık araziyi çok zor da olsa iÅŸlenebilir toprak haline getirme baÅŸarısı. KocabaÄŸ denen ve 120 dönümlük arazide (bahsettiÄŸim ve toprağı kırmızı olan ve demir muhteva eden parsel KocabaÄŸ'ın küçük bir bölümü ve burada sadece Cabernet üzümü yetiÅŸtiriliyor) kurulmuÅŸ baÄŸların  niteliÄŸi ve toprağın iÅŸleniÅŸ biçimi. Yani her ÅŸeyin verimi düşürüp kaliteyi arttırma hedefine yönelik olması.


Şarap değerlendirmesinde 4-D kuralı
Ben bir şarabı değerlendirirken dört ölçütü öne çıkarırım: Dürüstlük, denge, doku ve derinlik. Daha önce detaylarını açıkladım ama kısaca bu ölçütlerin anlamı şu:
1. Dürüst ÅŸarap teruara saygı duyan, Toprak Ana’nın ürününü üretim sırasında kullanılan deÄŸiÅŸik kimyasal maddelerle manipüle etmeye çalışmayan ÅŸaraptır. Makyajsız ÅŸaraptır. OlduÄŸundan farklı görünmeye çalışmaz.
2. Denge bir insan için ne anlama geliyorsa ÅŸarap için de o anlama gelir. Aşırı öfkeli ya da tutarsız davranışlarda bulunan insan için “dengesiz” deriz. Bir ÅŸarabın da tek bir özelliÄŸi diÄŸerleri aleyhine fazlaca öne çıkarsa ve onları bastırırsa o ÅŸarap dengesizdir. Aşırı tanenli, aşırı asitli, aşırı buruk ya da ağız ekÅŸiten ÅŸarap gibi.  
3. Doku önemlidir ve ideal olanı “kadife gibi” bir dokudur. Damaktan ipeksi bir ÅŸekilde geçmelidir ÅŸarap. Bazı ÅŸaraplar gençken de böyledir. Bazı ÅŸaraplar da yıllandıkça ve tanenleri yumuÅŸadıkça ipeksi bir dokuya kavuÅŸur. Zarif ve  dolgun vücutlu olur bu ÅŸaraplar.
4. Derinlik çok önemli ama dünyada üretilen şarapların yüzde biri bile derin ya da kompleks şaraplar değildir. Derinliği olan şarap bilgili ve mizah tarafı olan insan gibidir. Nasıl bu tip bir insan sizi sıkmaz ise ve onunla uzun vakit geçirmek isterseniz komleks yapılı bir şarabı da hemen tüketmek istemezsiniz. Sevildikçe güzelleşen hanımlar vardır ya. Yavaş yavaş içildikçe daha da ilginç hale gelen ve her yudumunda yeni tatlar keşfettiğiniz şaraplar da vardır.
Çok nadirdir bu tip şaraplar ama zevklerine doyum olmaz. Onunla geçirdiğiniz bir geceyi ömür boyu hatırlarsınız.


En beğendiğim beş Corvus şarabı
20 değişik şarap denedim iki günde. İşte beni değişik nedenler ile en fazla etkileyen beş tanesi.
1. 2005 Teneia: Sofralık ÇavuÅŸ üzümünden ÅŸarap olmaz diyen “ukala ÅŸarap uzmanlarına” iyi bir cevap. Bu ÅŸarabı soÄŸuk olarak Akdeniz otlarından yapılmış mezelerle birlikte deneyin dürüst ÅŸarap derken ne kastettiÄŸimi anlarsınız. Kompleks deÄŸil tabii ama dengeli. Fiyatı 18 YTL.
2. 2006 Vino Bianco: Piyasaya yakında çıkacak bu beyaz ÅŸarap. Yerel Vasilaki üzümü ağırlıklı. ÇavuÅŸ ve Sauvignon da var. Dengeli, çok boyutlu ve damakta taze meyve lezzetleri dans ediyor. Bitim uzun. Damakta mineraller hissediliyor. Adaya özgü ve uzmanların “sapidity” dediÄŸi, tükürük bezlerini harekete geçiren hafif iyot lezzeti bu ÅŸarapta öne çıkıyor. İleride Viognier ve İskenderiye misketi gibi üzümlerin ilave edilmesiyle bu ÅŸarap dünya çapında bir beyaz olabilir. Åžu anda ise ülkemizde üretilen en iyi
bir-iki beyazdan biri olduğunu söyleyebilirim.
3. 2004 Rarum: İki yerel üzüm birlikte fermante edilmiÅŸ. İpeksi dokulu, zarif Kuntra ile daha gövdeli ve tanenli ve füme aromalı Karalahna. İkisinin de özellikleri korunmuÅŸ. Bir artı bir üç olmuÅŸ. Verim kontrol edildiÄŸi için ÅŸarabın viskozitesi mükemmel, yani yoÄŸun. İçi kof iri insan gibi “gövdeli” deÄŸil, gerçek yoÄŸunluÄŸu olan bir ÅŸarap.
4. 2005 Merlot: Zift rengi. Burunda sanki Åžiraz üzümü aroması. Damakta ise Eski Dünya ÅŸarabı gibi. Hem gövdeli hem de yoÄŸun.Yüzde 15 alkolünü çok iyi taşıyor. Damakta acı çikolata tadı bırakıyor. Benim “orta damak” dediÄŸim bitim öncesi hissedilen zengin tatlar bu ÅŸarabın iyi yıllanacağını gösteriyor. Belki ÅŸu anda tek eksiÄŸi zerafet ama yıllandıkça o da olacak. BeÅŸ senelik baÄŸlardan bu ÅŸarap çıkıyorsa baÄŸlar eskidikçe kim bilir neler olacak?
5. 2005 Blend No. 2: Cabernet Sauvignon ağırlıklı ama içinde Merlot, Shiraz, Kuntra, Karalahna, Öküzgözü ve Boğazkere de var. Ama çokluktan ortaya bir kakafoni çıkmamış. Tam tersine ortaya ipeksi dokulu, zarif ve dengeli bir şarap çıkmış. Genç yaşına rağmen iyi yıllanıp daha bir derinlik kazanacak gibi görünüyor. Ucuz değil ama kalitesine göre 55 YTL makul bir fiyat. İki şişe alabilirseniz birini afiyetle için, diğerini 10 sene unutun. Çok güzel bir sürprizle karşılaşacaksınız.






Bozcaadalıdan daha adalı!
Suni gübre kullanmıyor
Dünyanın en iyi şarapları verimi düşük bağlardan elde edilir çünkü düşük verimli bağlardan daha yoğun ve derinliği olan şaraplar elde edilir. Kökler derine inip bağlar eskidikçe de toprağın altındaki mineraller iyice emildiği için şarap daha kompleks ve çok boyutlu olur.
Cabernet Sauvignon, Malbec, Merlot, Shiraz, Cabernet Franc gibi kırmızı üzümlerin ekildiği bağlar henüz çok genç. Beş-altı yaşındalar. Buna karşılık bu bağlardan derinliği olan ve yoğun şarap elde etmek için ne gerekirse yapılıyor. En önemlisi organiğin de ötesinde, dünyada Leroy, Romanee Conti, Nicolas Joly, Leflaive, Soldera, Gravner gibi önde gelen üreticilerin yaptığı biyodinamik tarım uygulanıyor. Suni gübre ve kimyasal hiçbir madde kullanılmıyor.
Sulama çok az. Toprağın zaten var olan mineral yapısını zenginleştirmek için çaba harcanıyor, örneğin toprağa taş pudrası serpiştiriliyor. Hasat dönemini sadece kimyasal analizler değil, binlerce yıllık gelenekler belirliyor. Biyo çeşitlilik yaratmak için bağlara dadanabilecek çeşitli böcek ve haşerelerle doğal yöntemlerle baş ediliyor. Yani ilaç kullanmak yerine çeşitlilik artırılıp doğanın kendi dengesini kendisinin yaratması sağlanıyor.
Üzüm fideleri de tellerle birbirine bağlanmış (trellis sistemi) ve fide aralıkları geniş tutulmuş. Böyle olunca üzüm salkımlarının hepsi güneş görüyor ve üzümler olabildiğince olgunlaşıyor. Buna bir de gaddar bir budama yöntemiyle verimin daha da düşürüldüğünü ve olgunlaşmamış salkım ve üzüm tanelerinin elimine edildiğini ekleyin. Ben ziyaret ettiğimde hasadı iyice yaklaşmış üzümler son derece sağlıklıydı ve yemeye doyum olmuyordu.

Çok rüzgarlı olması avantaj
KocabaÄŸ’ın içindeki deÄŸiÅŸik parsellerin toprak analizi yapılmış ve bazen aynı üzüm, örneÄŸin Cabernet Sauvignon için bile farklı klonlar ve anaçlar seçilmiÅŸ. Bunlardan biri, örneÄŸin yukarıda bahsettiÄŸim “terra rosa”, kırmızı topraktaki 101-14 klonu verimi düşük olduÄŸu için ancak çok idealist üreticilerin kullandığı bir klondur. Bütün bu çabaların sonucunda da bu kadar genç bir baÄŸda bile dünyanın en iyi ÅŸaraplarından olan Fransız Bordeaux ÅŸaraplarında olduÄŸu gibi hektar başına 30-35 litre ÅŸarap elde edilmesi herhalde tesadüf deÄŸil. Bizdeki ortalamanın üçte biri.
KocabaÄŸ’ın bir avantajı da buranın çok rüzgarlı bir bölge olması ve soÄŸuk havalarda çiy oluÅŸması. Böyle olunca uzun bir yetiÅŸtirme süreci sonunda üzümlerin ÅŸekeri yüksek oluyor (bunun sonunda tabii ki ortaya çıkan ÅŸarap da gövdeli olur) ama kabuklar yanmadığı için üzüm baÄŸdayken okside olmuyor ve birçok Türk ÅŸarabında olduÄŸu gibi ağız ekÅŸitici (astringent) lezzetlerin ortaya çıkması önleniyor.
BaÄŸda baÅŸlayan mükemmeliyetçilik ve en küçük detaylara bile önem verme olayı Corvus’un ÅŸaraplarının ürettiÄŸi eski Tekel fabrikasında da devam ediyor. Åžarapların üretim süreci her türlü modern teknolojiden yararlanan ama teknolojinin sunduÄŸu imkanları dürüst bir ÅŸekilde kullanan bir anlayışı yansıtıyor.
Dürüst kelimesi ile neyi mi ifade etmek istiyorum? Her şeyden önce Bozcaada'ya özgu teruar yani toprak ve iklim koşullarına saygı gösterme tavrını. Sadece bu adaya özgü kırmızı Karalahna ve Kuntra ya da beyaz Vasilaki gibi üzümlere özgü lezzet ve aromanın üretim sürecinde korunma çabasını. Frenk kupajı da denen uluslararası üzümler işlenirken Cabernet Sauvignon ve Syrah gibi bu türlerin adadaki kendini ifade şekillerinden gurur duyma ve başkalarını, özellikle de yabancıları taklit etmek yerine, şahsiyetli şaraplar üretme çabasını.

Masraftan kaçınmamış
Bizde genellikle her şeyin çabuğu ve kolayı yapıldığı için şaraplar da kısa sürede üretilir. Fermantasyon bir an önce bitirilir, şaraplar fıçıda az dinlenir, şişede beklemez ve yenilik arayışı pek yoktur.
Corvus farklı. Kırmızı üzümler saplarından ayrılıp prese girdikten sonra ortaya çıkan şıra fermantasyon öncesi soğutuluyor ve böylece, dünyanın en iyi şaraplarında olduğu gibi üç-dört gün kabuk ve çekirdekleriyle birlikte masere ediliyor. Bundan sonra maya eklenip (bağlar genç olduğu için maalesef henüz doğal maya oluşmamış) başlatılan fermantasyon sıcaklık kontrol edildiği ve
23 dereceyi geçmediği için bizim standartlarımıza göre çok uzun. Üç-dört hafta. Böylece üzümlerin kendine has aroma ve tazeliğini korumak mümkün.
Yıllanma fıçılarında hiçbir masraftan kaçınılmamış. İtalyan Garbellotto, Fransız Allier gibi önde gelen ve çok tütsülenmmiş fıçılar. Çeşitli büyüklükte. Amaç tahtaya özgü tanenlerin şaraba geçmemesi. Mikro oksidasyon olup sert tanenler yumuşarken şarabın geldiği teruarın özelliklerinin korunması.
Kırmızılar bu ÅŸekilde yıllanırken beyazlarda “sur lie” yani paslanmaz çelik tanklarda ve fermantasyon sonrası ÅŸarabı kendi tortusunda bekletme ve böylece hem aromayı koruyup hem de ÅŸaraba derinlik kazandırma yöntemi izleniyor. Bir sene bu ÅŸekilde kendi tortusunda bekleyen ÅŸaraplar, herkesin haksız yere dudak büktüğü yemeklik “ÇavuÅŸ” üzümünden bile olsa 5-10 sene yıllandırılabilecek ve ÅŸahsiyetli ÅŸaraplar haline geliyor.

Kavı gezmek çok tehlikeli
Corvus’un kavını gezmek tehlikeli çünkü aromalar korunduÄŸu için insanın canı her ÅŸeyin tadına bakmak istiyor. Bir senedir “sur lie” yöntemi ile dinlendirilen beyaz Vasilaki. İnsanın başını döndürecek kadar zengin ve boyutlu. Mis gibi kayısı ve ÅŸeftali nektarı kokan ve tatlı ÅŸarap yapılacak bir Bornova Misketi.  Fermantasyonu bitmiÅŸ ve sekiz aydır “barrique” denen meÅŸe fıçılarda dinlenen 2007 hasadı kırmızı ÅŸaraplar.
Bu ÅŸarapları ayrı ayrı deniyoruz. Cabernet Sauvignon, Cabernet Franc, Merlot, Malbec ve Shiraz.  Renkler zift gibi. Hepsi yoÄŸun ve belkemikleri saÄŸlam. Acaba bu ÅŸaraplar yıllanabilir mi?
Bir deneme yapmak için ReÅŸit’e rica ediyorum. Bardaklarımızı tam 24 saat açık tuttuktan sonra ertesi gün gene tatlarına bakıyoruz. Malbec hariç hepsi daha da geliÅŸmiÅŸ ve hiçbiri okside olmamış. Merlot ÅŸimdiden hayret verici bir ÅŸekilde Yeni Dünya’nın basit yapılı Merlot’larını andırmıyor. Mübarek sanki Bordeaux’nun Pomerol bölgesinden bir Grand Cru. Acaba ReÅŸit bunu monosepaj olarak tek başına yani baÅŸka üzümlerle harmanlamadan ÅŸiÅŸeleyecek mi?
Bunun olmasını istediÄŸim için ReÅŸit’e dönüp fısıldıyorum: “Bu ÅŸarapta hiçbir boÅŸluk olmayacak ReÅŸit.” Bir de eklemek istiyorum: “Senin hayatında olmadığı gibi.”
Darısı hepimizin başına!



ReÅŸit Soley ÅŸaraphanesinde en az diÄŸer çalışanlar kadar ter döküyor. Üretimin her aÅŸamasında büyük çaba sarf ediyor. Bu fıçılar Fransa’dan getirilmiÅŸ ve iyice tütsülenmiÅŸ meÅŸe aÄŸacından. Öte yandan Soley ÅŸarabın tadını maskelememek için yeni fıçı kullanımını dörtte birle sınırlıyor.


ReÅŸit Soley üzümleri sapından ayıran “destemmer” aletinin başında. Corvus’ta staj yapmak için iyi eÄŸitimli gençler birbiriyle yarışıyor. Bozcaadalılar onlara “Corvus girls / Corvus kızları” adını takmış; İzmir’de kimya mühendisliÄŸi okuyan Gaye (en saÄŸda) bunlardan biri. Elnur (en solda) ise Corvus baÄŸlarının başında olan babasının ve önoloji okuyan ablasının yolunu izleyeceÄŸinin iÅŸaretlerini ÅŸimdiden veriyor.


Åžebnem Soley de Corvus’ta eÅŸiyle beraber çalışıyor. Yılın en az 10 ayını Bozcaada’da geçiren çift özel hayatlarında olduÄŸu gibi profesyonel yaÅŸamlarında da birbirini tamamlıyor.

 

 
Nutuk (Sesli ve Görsel)
 
Etkinlik Takvimi
, 2026
PzrPztSalÇrşPrşCumCts
1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 30
 
 
 
 
 
Copyright Aralýk 2002 © balkanpazar.org
tasarým ve uygulama Artgrafi.net